1950'LERDE GÖRE İLKOKULU
'' Şimdi, senle bir görüşme yapalım. Tarihe not düşmek adına, kaydedelim. ''
'' İyi olur. ''
'' 1947 doğumlusun. 1953'te Göre İlkokulu'nda öğrenci oldun. ''
'' Evet. Numaram 4 idi. İlk öğretmenim Salim Oğuz da Göreliydi ve evi de Başçeşme'ye yakın yerdeydi. Kızı Gülten ile aynı sınıftaydık. Ben birdeyken Türkan ablam beşinci sınıftaydı ve Salim Bey'in büyük kızı Zeynep ile arkadaştı. ''
'' Nasıldı öğretmenliği Salim Bey'in ? ''
'' Çok sert, sinirli. Fakat iyi öğretmendi. 3 hafta içinde bize okumayı yazmayı öğretti. ''
'' İlk günlerle ilgili bir anın var mı ? ''
'' Ali Kılıç ile aynı sırada oturuyorum. En önde. Öğretmenimizin tahtaya yazdığı yazıya baktım. Ali Kılıç. Ben bunu okudum, fakat Ali'ye söylemedim. Salim Bey dedi ki, Şimdi, herkes defterine kendi adını yazacak. Ali dedi ki, Ben adımı yazmayı bilmiyom. Salim Bey çok kızdı. '' Lan salak, ben misal olarak senin adını yazdım,'' dedi. Çok güldük.
'' Salim Bey dayak atar mıydı ? ''
'' Dövmediği öğrenci kalmadı. Sinirli, kemik gibi uzun parmaklı eliyle tokadını yiyen bir gün boyunca yüzü apal dururdu. Fakat ben usluydum, hiç şamarını yemedim. ''
'' Baban Şükrü Bey o sırada ne yapıyordu ? ''
'' Babam Gezici Başöğretmen. Atına binip gidiyor. Biz daha 6-7 yaşlarında çocuğuz. Köylerin adları geçiyor. Arapsun, Dadağı, Sığırlı, Abuşağı,Alemli, Hırkatepesidelik gibi. Bana efsane gibi geliyor. Haftada bir evimize geliyor babam. Atının eğerinden halı heybeyi indiriyor. Heybenin bir gözünde çantası var. Sümerbank işi o kestane kırmızısı çantanın güzel deri kokusu hala burnumdadır. Artık okumayı öğrendim ya, çantadan çıkardığım Cumhuriyet gazetelerini okumayı seviyorum. ''
''O günlerden belleğinde ne kalmış ? ''
'' Cumhuriyet'te, çizgi roman olarak Alageyik Efsanesi. Okumaya, o dağ köylerini, yörükleri seyretmeye doyamazdım. Bir görüntü hiç gözümün önünden gitmiyor. Duvarda taşların arasına bir çam dalı sokulmuş, yanarak odayı aydınlatıyor, çamın yağı sızıyor. Oda reçine kokuyor olmalı. O Alageyik Efsanesi'ni sonuna dek okumuşumdur. Keşke kesip biriktirseydim. Onu akıl edemedik. Babam söylese yapardık, demek o da demedi. ''
'' Başka ne gibi konular ilgini çekerdi ? ''
'' Çanakkale Savaşları sırasında yaşanmış bir aşk öyküsünü Ressam Salih Erimez çizgi roman olarak hazırlamıştı. Bende resme ilgi böyle başladı. 1970'den başlayarak İstanbul'a hemen her yıl gittim. Kütüphanelerde, gazete koleksiyonlarında Salih Erimez'in bu çizgi romanını okumak istedim, bulamadım.''
'' İkinci sınıfta öğretmeniniz kimdi ? ''
'' Remzi Kıyaroğlu. Sonra Rehber soyadını aldı. Benim en büyük şansım birinci sınıfta Salim Oğuz'un, ikinci sınıfta Remzi Bey'in öğrencisi olmamdır. Olağanüstü değerde bir eğitimciydi. Soyadı değişince bir sözlükte bize buldurdu, rehber nedir, kılavuz nedir, öğrenmiş olduk. ''
'' Remzi Bey pek güzel yazı yazarmış. ''
'' Evet, hattat gibi. Ben yazılarımı hep ona imrenerek yazmışımdır. ''
'' Bir yerde okumuştum, senin için banka hesabı açtırmış, armağan kitaplar getirtmiş. ''
'' Öğrencisine önem verirdi Remzi Bey. Bir gün, küçük bir kutu verdi bana. Sepetli motosikletiyle gelir giderdi. Kutudan apal, göz kamaştıran boyaklı bir kumbara çıktı. Ne yazık, saklamadık o armağanı. Taşınmalar sırasında yitip gitti. Öğretmenim benim adıma İş Bankası'nda hesap açtırmış; 5 TL da yatırmış. Babam gelince söyledim. Bana verdiği parayı bir zarf içinde götürüp verdim. 7 kitaptan oluşan bir set-takım da onun armağanıydı. Türk İkizleri gibi ödül kazanmış kitaplar vardı. ''
'' Cumhuriyet dışında başka hangi gazeteleri okurdunuz ? ''
'' Emmimoğlu Hüseyin benden bir sınıf öndeydi, bencileyin okumaya pek düşkündü. Babası Osman Emmim her gün ne yapar eder, Nevşehir'e Ulus gazetesini ısmarlardı. Kendisi gitmese de bir şekilde gazetesini elde ederdi. Nevşehir'de İbrahim Paşa İlkokulu'nda öğretmen olan dayım Ahmet Güney de her gün Hürriyet alır, getirirdi. Böylece biz bir günde 3 gazete okurduk. Hürriyet bol fotograflıydı, kolay okunurdu. Cumhuriyet'in yazıları ağır olsa da anlamağa çalışırdık. ''
'' Gazetelerde yazılardan başka neler dikkatinizi çekerdi ? ''
'' Cumhuriyet'te her gün bant karikatür olurdu. Prof Nimbus, Oskar gibi. Ulus gazetesinde Ratip Tahir Burak'ın yarım sayfalık çizimlerini sevinçle izlerdik. Barbaros Hayreddin Paşa, büyük Türk güreşçileri gibi...Hürriyet'te Faruk Geç'in konusu daha çok saraylarda geçen sevda öykülerini de izlerdik. Göreli çocuklar olarak imrenirdik o yaşam düzenlerine. ''
'' Üçüncü sınıfta öğretmeniniz kim oldu ? ''
'' Önce İbrahim Tüfekçi . İyi öğretmendi. 10 gün kaldı, Nevşehir'de bir ilkokula geçti. Tüm öğrenciler, hepimiz aşağıya, Niğde Şosesi'ne indik. Uğurlarken hüngür hüngür ağladık.''
'' Sonra. ''
'' Bir hafta kadar dersanemiz öğretmensiz kaldı. Sonra MGO Ortaokulu Müdürü Ergin'in yeğeni, bizim köylü Faik Ergin bize öğretmenlik etmeğe çalıştı. Orta bir'den terk. Ne öğretebilir ki. Ne yazık ki 3. sınıftaki öğrenciliğimiz kayıp bir yılda geçti gitti. ''
'' Dördüncü Sınıf ! ''
'' Yüksel Demirsoy bir göçmen cocuğu. Genç bir öğretmen. Belki ilk görev yeri. Son derece dakik, düzenli, temiz. Nevşehir'de Göçmen Mahallesi'nde evleri var . Hömerti'den geçiyor, yürüyerek gelip gidiyor. Ciddi bir insandı. 5 yıl içinde bize en iyi ders veren üçüncü öğretmenimiz o oldu. ''
'' Bu arada yeni yayınlar, dergiler var mıydı ? ''
'' Babam her hafta Hayat Dergisini alıyordu. Ben taa 1957'de Ozan Sağdıç'ı harika fotograflarından tanıyordum. Bu dergi televizyonun yerini tutuyordu. Çok değişik konularda bilgi sağlıyorduk. Sonra politik bir dergi olarak Akis...Öğrenciliğimize yararlı olan iki dergi Çocuk Haftası ile Doğan Kardeş...Kemalettin Tuğcu'nun romanlarını okurduk. Güzeldi. Doğan Kardeş bize aristokat gelirdi, onu soğuk bulurduk. Akbaba da gelirdi evimize. Karikatüre, mizaha ilgimiz böyle başladı. Sonra Bütün Dünya...Antisovyet yazıları okurduk. SSCB'ndeki gelişmeler bazı yazılarda alaya alınırdı. Tümüyle etkilendiğimizi söyleyemem, fakat bilgi birikimimize katkısı olan bir dergiydi. Tef, Kim gibi dergileri de okurduk.
'' Gelelim 5. sınıfa. ''
'' Önce Kemal İlktürk girdi derslerimize. Dört dörtlük bir eğitimci. Ciddi, vakur. Nevşehir'den yürüyerek gelirdi. Sağlıklı. Ne yazık ki bir ay sonra ayrıldı. Onu da uğurlarken hepimiz ağladık. Meğer nedensiz değilmiş üzüntümüz. 1329'lu denilen yaş grubundan Ahmet Yiğitaslan gelmeğe başladı. 1957-58 Ders Yılı tümüyle boşa geçti. Tek bir dakika Türkçe işlenmedi, matematik, tarih, coğrafya işlenmedi. Yorgun, yıprak, bıkık bir adam. Yürüyerek gelir, Nazlı Ana'nın yaktığı sobayı kucaklarcasına, sandalyeyi çeker oturur, uyuklardı. Babam biliyordu bu kişinin kim olduğunu, beni Nevşehir'in bir okuluna kaydettirmeyi düşündüyse de olmadı. Göre Çayı Nereye Akar adlı yazımda bu zayıf eğitimciyi anlattım. İsteyen bulur, okur. Beşinci sınıfı böyle kapattık ve 31 kişi mezun olduk. Bir tek kız vardı : Gülten Oğuz.''
'' Dergi, gazete dışında nelerden yararlanırdınız. ? ''
'' Radyo'da Çocuk Saati...Cumartesi günü, yaz aylarında nerede olursam olayım saat 17'de radyonun başında olurdum. Taa uzaklarda, Zile, Kızılcin köyleri yakınında da olsam, Oylu Dağı'nın doruğuna yakın Çevlik bağımızda da olsam, koşa koşa gelir, evimizde radyoda o programı sonuna dek dinlerdim. Saatim olmasa da, güneş eğildi mi batıya doğru, tahmin ederdim vakti. Göre'de elektrik yoktu. Pille çalışırdı radyo ve pil karaborsaydı. Babam ne yapar eder, radyomuzu çalıştırırdı. Bonus Gastor marka Macar malı sandık gibi bir aygıt. Benim gözümde okul kadar değerliydi o mucize aygıt. Bir de türküler dinlemeyi severdim. Baku Radyosunda duyduğum Azerbaycan müziğinin güzelliğini hala unutnuş değilim. Sonra DP iktidarının son döneminde Vatan Cephesi duyuruları başlayınca radyo önemini kaybetti ne yazık ki. ''
'' 1953-58 yılları arasındaki öğrenciliğiniz sona erdi. 31 çocuk mezun oluyor. Sonra. ''
'' Gülten dışında hepimiz, 30 mezun koşa koşa Nevşehir'e gittik.Elimizde diploma, vesikalık fotograf, 2.5 TL, pul...MGO yazılı bir binada kaydımızı yaptılar. Müdür yardımcısı gülerek, Otuz kişiyi tek bir şubeye yazamam. Sizi böleceğim, dedi. 1A,1B gibi...Ben 1A'ya düştüm. Numaram 274 oldu. Daha ilk yarıyılda MGO'ya giden Göreli öğrenci sayısı azaldı. Sanırım 6 arkadaşa zor geldi gidip gelmek.. Günde 8, 9 km yol yürüyeceksin. Düzenli beslenme yok. 1961 yılında Ortaokuldan Göreli olarak sadece 5 kişi mezun olduk. Cemal, Sami, Mustafa, Osman.''
'' Evet. Teşekkür ediyorum. Senden yalnız ilkokulun o yıllardaki durumunu değil, bir dönemin sosyo kültürel yapısını da öğrenmiş olduk. Bir sonraki görüşmemizde MGO'yu anlatmanı istiyorum. Daha sonra da Nevşehir Lisesi yıllarını. Bunlar önemli, tarihe düşülen notlar...''
Sevgili arkadaşım Türkçe eğitmeni, yazar, şair, araştırman, arşivci, koleksiyoner Mustafa Kaya sordu, ben yanıtladım. Ben de ona teşekkür ediyorum, sağlıklı güzel günler diliyorum.
----------------------------
Ekim 2016