NEVŞEHİR MGO : 1958-61

''Geldik MGO'ya. Açılımı nedir ? ''

'' Proje ortaokulu. Ankara'da, Muş'ta ve Nevşehir'de deneme amaçlı açıldı. Sonuç olumlu olmadı ki, 3 yıl sonra kapatıldı.Muhtelif Gayeli Ortaokul. Burayı bitiren kızlar Kız Sanat Enstitüsü'ne; oğlanlar da Erkek Sanat Enstitüsü'ne gidecekti. Bundan da vazgeçildi. ''

'' 1958-59 Ders Yılı nasıl geçti. ''

'' Yeterli branş öğretmeni yoktu. İlkokullardan gelenler ders veriyordu. Kim hangi konuda özünü yetiştirmiş; bilgili, bunun önemi yoktu. Dersler boş geçmesin, veliler sızlanmasın da. Kütüphanesi yoktu okulun. Dolaplar kilitli, kitapları görüyoruz, fakat alıp okuyamıyoruz. Kantini de yok. Canın bir bardak çay içmek istese içemezsin, simit de yiyemezsin . ''

'' Kel Ahmet'in ünlü olduğunu duymuştum. ''

'' Türkçe Öğretmeni Ahmet Özdemir. Nevşehirli. Ciddi ders işlerdi. Fakat ders kitabı dışına asla çıkmaz; kitap, dergi önermez. Türkçe kitabımız da sevimsiz parçalardan oluşuyordu. Beydeba, Gılgamış gibi. 1 Kasım 1958 günü , tam da Sessiz Gemi şiirini işlerken Yahya Kemal Beyatlı öldü. Ahmet Bey, Sessiz Gemi'nin tabut olduğunu bile açıklamadı bize. ''

'' O yıl İstanbul'dan kitap getirtmeğe başlamışsın. ''

'' Evet. Varlık yayınlarını tanıdım. Makal'ın Kuru Sevda adlı kitabını PTT yoluyla elde ettim. 2 TL idi. Menderes devalüasyon yapmadan önce 1 TL idi. Uçhisarlı Ahmet Başkurt'un iki dükkan arası üçgen , dar kitap satış yerinde birçok kitabı tanıma , satın alma olanağı buldum. Param olmasa da deftere borç yazılırdı, babam sonra uğrar, öderdi. O yıllarda aldığım kitaplar hala durur Ürgüp'teki evimizde. ''

'' Damat İbrahim Paşa kütüphanesine de gider miydiniz ? ''

'' Ödev yapmak için giderdik. Günler kısa. Çabuk kararıyor hava. Cumartesi günü saat 13'e dek ders işlenirdi. ''

'' Başka kimler hangi derslere girerdi ? ''

'' Hüsnü Varol da ilkokul öğretmeniydi; matematik dersi verdi bize. Ciddi bir eğitimci idi Benim en büyük şansım Kemal İlktürk'ün coğrafya dersimize girmesi oldu. İlkokulda kısa süre öğretmenimiz olmuştu. Ortaokulda bir hafta kadar Sabiha Teoman adlı kilolu bir hanım ders verdi. Yerinden kalkmaz, haritada bir yeri uzaktan gösterir, bıkık, yorgun...Kemal İlktürk tüm ders yılı boyunca ders verdi bize; coğrafyayı ondan öğrendik. Göreme'ye ( o zaman adı Maccan ) bir gezi de yaptık. Peribacalarının , volkanik tüf kaya konilerin, silindirik biçimlerin oluşumunu bize yerinde anlattı.''

'' Resim dersinize kim girdi. ''

'' Mustafa Alırsatar. Uygulamadan çok söz...Sürekli konuşurdu. Eline tebeşir alıp da tahtaya bir şekil çizmezdi. Ressam, bilim adamı Neşet Günal'ı ilk ondan dinledik. Arkadaşıymış, övgüyle söz ederdi.''

'' Ya tarih dersi ! ''

'' Tarih dersinin inhisarı Parmaksız ailesindeydi. Muzaffer , Mustafa...4 Halife Devri tüm ayrıntılarıyla...Endülüs, Tarık Bin Ziyad...Fakat tek bir cümleyle Kemal Paşa yok, Ulusal Kurtuluş Savaşı yok...''

'' Neden ? Bir korku mu vardı ? ''

'' DP'nin azgın dönemi. Vali Dr Nafi Tamer, Görülen Lüzum Üzerine maddesini işletir ve öğretmeni , yeni oluşturulan Kozaklı İlçesine sürebilirdi. Ulusal Kurtuluş Savaşı'nda İsmet Paşa'dan sözetmek gerekir. Oysa İnönü o yıllarda muhalif CHP'nin başında. Öğretmenlerde bir korku vardı. Zafer okuyan için sorun yoktu da; Ulus, Cumhuriyet okumak tehlikeliydi. ''

'' Tarih dersini başka kim veriyordu ? ''

'' İlkokuldan gelen İbrahim Akgür. Önümüzde kitap var. Emin Oktay'ın sevimsiz kitabı. Fakat bize yazdırırdı konuları. Verimli bir tarih dersi işleyemezdi. Sanırım okumadan, hazırlıksız gelirdi okula. ''

'' Nevşehir'de çok sayıda memur çocuğu sizle birlikte öğrenciydi. ''

'' Özel okul ,kolej şu bu yoktu. MGO tek. Lise de yalnız il merkezinde var. Bir ara bize fransızca dersi veren Vali yardımcısı Kayserili İbrahim Çopuroğlu'nun güzel kızı Pınar sınıf arkadaşımızdı. Nafia Müdürü'nün oğlu Haluk, Tekel Müdürü'nün oğlu Yavuz Taşçı , Mustafa ve Ayşe Tüzün'ün babaları yargıç...Fransızca dersimize Yüzbaşı Ergun girmeğe başladı. Oğlu Hayri de bizim sınıftaydı.''

'' İlk gün: 1 Ekim 1958. Kimlerle tanışıp aynı sırada oturup ders dinlediniz ? ''

'' İlk gün Salih Çavuşoğlu, Nami Araz, Aydın Askeroğlu ile arkadaş olduk. O günden beri sürer dostluğumuz. Bir arkadaki sırada Yozgatlı Mustafa Korkut da iyi arkadaşımızdı.''

'' Yurttaşlık Bilgisi önemli bir ders idi. Ona kim girerdi ? ''

'' Bir avukat verdi o dersi bize. Adını kaydetmemişim. Devletin vatandaşa karşı görevleri ; vatandaşın devlete karşı ödevleri...İyi işledi o konuları. ''

'' Elişi dersiniz vardı. ''

'' Hidayet Bey girerdi. Titiz, verdiği ödevleri izleyen. Tam bir kabus idi o ders. Nevşehirli arkadaşlar demir, tahta işini sanayideki dükkanlarda yaptırıyorlar. Bize uzak, gidemiyoruz. Vakit kalmıyor. Hidayet Bey onlara iyi not verirdi, bize de bağırır, çağırırdı. ''

'' Erkek Sanat Enstitüsü ile içiçeydi okulunuz. ''

'' Evet, atölyeler vardı. Korka korka gider, verilen ödevi yapmağa çalışırdık. Mehmet Odabaşı adlı havalı bir genç öğretmen vardı, bize bağırır, kızardı. Hiç yardımcı olduğunu görmedik. ''

'' Başka kim girdi o derse ? ''

'' Adil Bey. O da ilkokul öğretmeni. Köylerde geçirdiği yılları anlatırdı. Evlere perdeyi kendisi taktırmış. DDT'yi tanıtarak köylüyü bitten, pireden kurtarmış. Sanki çok gerekliymiş gibi Ticaret Bilgisi diye bir dersimiz vardı, ona da Adil Bey girerdi. ''

'' Yeterli ingilizce öğretmeni olmadığından sizi fransızca sınıfına kaydetmişler. ''

'' Evet. Eğitim enstitüsü sayısı çok değildi. Çapa, Gazi,Buca,Necati,Erzurum,Diyarbakır. Mezunlar da demek ki Ege'ye, Marmara'ya atanıyorlar. Nevşehir'e sıra gelmiyor.''

'' Fransızca dersini kim verdi ? ''

'' Önce Vali yardımcısı İbrahim Çopuroğlu. Sonra Yüzbaşı Ergun. Dikte sınavında bana 7; oğlu Hayri'ye 4 vermişti de Hayri bana ''sen kopya çektin,'' demişti. Şaşırmıştım. Kopyanın ne demek olduğunu bile bilmiyordum. Fransızca sözcükleri yazılışına göre ezberlemiştim. İkinci anlamındaki döziem okunan sözcüğün yazılışı deuxieme gibi. ''

'' Tabiat Bilgisi ? ''

'' İlköğretim Müdürü vardı Vilayet Maarif Müdürlüğü içinde. Faik Bey. Hücreyle başladı. Fakat bazı günler içkili gelirdi ve dersini pek de verimli işleyemezdi. ''

'' Tarım Bilgisi'ne kim girerdi ? ''

'' Esat Taş girerdi. Sanki köy çocuklarına alerjisi vardı. Nevşehir'in esnaf çocukları bizler gibi bilmezdi tarım konularını. Onlara yüksek not verirdi, bizi bütünlemeye bırakmakla tehdit ederdi. Sonra bu öğretmen vesikalık fotograf çekerdi. Para kazanmak istermiş. Olabilir elbet, fakat Nevşehir'in iki stüdyosunun sahibi ve alaminüt iki fotografçı MGO Müdürlüğüne şikayet etmişler. Bir süre sonra İstanbul'a gittiğini duyduk Esat Bey'in. ''

'' Gelelim MGO öğrenciliğinde ikinci yıla. ''

'' 1959-60 Ders yılında Nevşehir sanki bir rönesans dönemine girdi. Demek, velilerden baskı geldi. Belki DP mebusları devreye girdi. Maarif Vekili'ne yoğun baskı yapıldı. Okulumuza bir anda yeni öğretmenler geldi. Derslerimiz başladığı gün gördük onları ve çok sevindik. Pırıl pırıl gençler. Matematik Öğretmeni Hacı Uğur, Fizik öğretmeni Numan Acar, Kimya öğretmeni Hazım Evyapan, Fransızca öğretmeni Avni Aşık. ''

'' Nevşehir o yıllarda büyükçe bir kasaba. İl merkezi olsa da. İyi ki, doğru dürüst ev olmayan beldede bu eğitimciler zorluklar karşısında dayanamayıp çekip gitmemişler. ''

'' Evet, ev sıkıntısı büyük boyutlardaydı. Artık nerede bulabilirlerse bir oda. İçinde suyu akan, tuvaleti olan ev nerde ? Belki sadece vali konutu düzenli. Kimi öğretmenlerimiz Dere Mahallesi'nde bulabildikleri evlerde, bir odada yaşıyorlardı. Bazen karşılaşıyorduk, sohbet ederek yürüyorduk. Demek, Nevşehir halkı, çocuklarına ders veren o gariban öğretmenlere sahip çıkmış. ''

'' Coğrafya dersini kim veriyordu ? ''

'' Kemal İlktürk öğretmenimin birinci sınıfta olduğu gibi ikinci sınıfta da coğrafya dersimize girmesini ne kadar, ne kadar isterdim. Fakat o, Gazi Eğitim Enstitüsü'nde Türkçe-Edebiyat öğretmeni olmak için yeniden öğrenciliği seçmiş, Nevşehir'den ayrılmıştı. İlkokuldan gelen Osman Gürtemel girmeğe başladı. Kendini beğenmiş, kara yüzlü, çok bilgili görünen bir adam. Elinde sopa ile gezerdi. İki kez bana fiziksel şiddet uyguladı. Uygulamalı coğrafya dersi ve Nil Nehri herkese bereket dağıtmıyor başlıklı yazılarımda onu, eylemini gerçekçi bir bakış açısıyla anlattım, kıyasıya eleştirdim. Kaldı ki, coğrafyayı seviyordum, harita metod defterim öğrencilere örnek gösterilecek düzenlilikteydi. Sevgili sınıf arkadaşım Salih Çavuşoğlu'nun ( Herkes onu Hacı diye bilirdi ) evlerine gidip koca bir kartona Afrika anakarasının haritasını çizdiğimizi anımsıyorum. Denizler gök; dağlar kahverengi, üzerindeki buzul ak, ırmaklar gök boyaklı...Demek, bizi kıskanırmış. Öğrenci psikolojisinden haberi olmayan kof bir adam olarak OG , MGO'da olumsuz bir iz bırakmıştır.''

'' Bu yazılarını eleştirenler oldu mu ? ''

'' Çook. Aradan yıllar geçmiş, ne kadar kindarsın, unutmamışsın diye kınayanlar oldu. Olumlu iz bırakanlar kadar, olumsuz örnekleri de anlattım. Asla abartmadan yazdım onları.''

'' Din Bilgisi dersiniz de vardı. ''

'' Göreli Halil Özer Öğretmenim iyi ders anlatırdı. İki yıl ardarda o girdi. Asla bağnazlık göstermeden. Hurafe, safsata yok. Bir sözü belleğimde kalmış : Tüm dinlerin özü erdem, ahlaktır. Yalnız islamiyeti değil, diger dinleri de öğrendik. Bize küçük zarif bir kitap dağıtmıştı: İslami Hikayeler...Göreliydi ve akrabamızdı Halil Bey. Nevşehirli arkadaşların yanında asla tanışıklık vermezdi. ''

'' Evet, demek o ders yılı Osman Gürtemel dışında, branş öğretmenleri ders verdi, verimli bir dönem oldu. Ne güzel. Üçüncü sınıfa geçelim. ''

'' 1960-61 Ders yılında 'sabahçılık-öğlencilik' başladı. Okul yetmiyordu. Nüfus artıyor, köy okullarından gelenler MGO'ya yığılıyordu. Benim en büyük şansım 3 C şubesine geçmek oldu. Sanki özel olarak toplanmış gibi, ilerde hukukçu, mühendis,öğretmen olacak arkadaşlar oradaydı. Fevzi Şahlanan, Turgut Çelebi, Erdal Birlik, Gültekin Oğuz, Mehmet Atılgan, Selçuk Kararlı gibi. Efsanevi Fransızca muallimi Turgut Sutekin'in torunu Uçak Çelebi de bizim sınıftaydı.''

'' İz bırakan öğretmeniniz ! ''

'' Türkçe öğretmeni Azime Mıdıkzade. ( Sonradan şair Hasan Hüseyin Korkmazgil ile evlenince soyadı değişti ) Olağanüstü güzel ders anlatırdı. Kitaba bağlı kalmaz, Varlık, Türk Dili dergilerinden şiirler, öyküler okurdu bize. Çalıkuşu'nu bölüm bölüm hiç erinmeden okumuştu. Ödevler verirdi. Köyde, kentte bir gününüz nasıl geçiyor diye ! Kompozisyonlarımı beğenirdi, sınıfta okurken kimi arkadaşlarımın homurdandığını biliyorum. Bende okuma sevgisi taa ilkokulda oluşmuştu, fakkat Azime Hanım sayesinde gelişti diyebilirim. ''

'' Ya Fransızca. ''

'' Rönesans eğitimcilerinden en zarifi, şık, uzun boylu Karadeniz uşağı Avni Aşık. O yılın ders kitabı sanki Nevşehir MGO öğrencisi için değil de Galatasaray, Saint Benoit öğrencisi için hazırlanmış. İzzet Hamit Ün, Camille Bercault, Hamit Dereli yazmış, Maarif Vekaleti kabul etmiş. İnsan bu kitabı izlese fransızcadan soğur. Avni Bey, tümüyle diyaloglardan oluşan yeni bir kitap aldırdı bize. Fransızcayı seviyordum. Ne öğrendimse o yıl öğrendim. Avni Bey unutulmaz bir eğitimci olarak iz bıraktı o dönem. ''

'' Resim dersinize kim girerdi ? ''

'' Gönül isterdi ki GEE Resim Bölümü mezunu bir öğretmen de katılmış olsaydı o kümeye. Yoktu ne yazık ki. Resim dersini ilkokuldan gelen Mehmet Kararlı verdi. Benim en başarılı olduğum ders idi. Olabildiğince yararlanmağa çalıştık kendisinden. Öğretmenlik anılarını anlatmayı severdi. ''

'' Müzik Dersi. ''

'' Ayça güzel bir kızdı, Ayça şirin bir kızdı. Sanırım tüm ders yılı boyunca, adını unuttuğum hanım öğretmenimiz ( kocası Aziz Bey miydi, Lisede edebiyat öğretmeni ) bu şarkıyı öğretti bize. Mezuniyet imtihanında da jüri ( ayırtman ) sordu, hangi şarkıyı biliyorsun, söyle ! Bunu okudum. Öğretmenimizin şaşırıp gülümsemesi hala gözlerimin önündedir.''

'' Beden Eğitimi, jimnastik, spor dersiniz var mıydı ? ''

'' Nihat Bilgen iyi bir eğitmendi. Bize dığı yazbir kitabını da dağıtmıştı. Soğuk günlerde dışarı çıkamayınca, dersanede bize ilginç savaş konularını, Birinci Dünya Savaşı'nda Arapların ihanetini anlatmıştı. Sonradan eğitimbilim alanında doktora yaptı, doçent ve profesör oldu, dekan ve rektör oldu Bolu İzzet Baysal Üniversitesi'nde. ''

'' Bitirme sınavları nasıl geçti ? ''

'' Haziran ayı boyunca, iki, üç gün arayla tüm derslerin sınavlarına girdik. Müzik, resim...Beden eğitiminde amuda kalkma, takla atma...Günümüzde ortaokul bitirmek daha kolay. ''

'' Ortaokul 3 yıl sürdü. Bütünlemeye kaldığın oldu mu ? ''

'' 50 dakika gidiş, 50 dakika dönüş. Öğleyin düzenli bir beslenme yok. Evleri okula bitişik arkadaşlar geç kalırdı da, biz dakikası dakikasına yetişirdik. Göre'den kuzeye doğru yürüyoruz. Kış uzun sürüyor. Daha ekim ayında kar düşüyor, sabahın ayazı. Taa Nisan ayının ortalarına dek soğuk havalar sürüyor. Kızılırmak boylarından öyle bir sazak yeli esiyor ki, gözlerimizden yaş geliyor. Daha 12-14 yaşlarında çocuklarız. Bir adım atıyoruz sert kuz yeli bizi iki adım geriye itiyor. Böyle günlerde 50 dakikalık yol bir 75, 80 dakika olurdu. Yine de 3 yıl içinde hiç devamsızlığımız olmadı, hiç geç kalmadık. Doğrudan geçtik sınıflarımızı. Okulumuzu daima sevdik. Eğitimin ne denli önemli olduğunun bilincindeydik çünkü. ''

'' Ve akşam eve vardığınızda...''

'' Anacığım tarhana çorbasını pişirmiş. Kalaylı sinide evimizin mis kokulu taze çöreği, çömlek peyniri ( çölmek pindiri ). Köylerden gelip de okulda öğrenci olanlara göre bu yönden iyiyiz. Fakat 14 numara gaz lambası ışığında ders çalışmak zor. Göre'de elektrik yok daha. Bir odada toplanmışız, sobada zerdali odunu yanıyor, sıcaklık veriyor. İyi güzel. Babam, sedirde oturmuş ,getirdiğim Cumhuriyet'i okuyor, anacığım çorap yamıyor, benden 3 yaş küçük kardeşim İlhan ilkokulda öğrenci, o da ödevini yapıyor, kitabını okuyor. ''

'' Cumartesi günü, saat 13'e dek ders işliyordunuz okulda. ''

'' Evet. 1.5 günlük hafta sonu dinlenme tatilimiz var. Ne denli az bir süre. Daha iyisini bilmediğimiz için , demek, yetiyor bize. Alışmışız. Elden ne gelir ! Güzel havalarda, ekim, nisan, mayıs aylarında kimi arkadaşlarla bizim eve gelirdik. Yemek yedikten sonra bağlara, bahçelere giderdik. Nevşehirli olanlar akşam dönerdi. Kızılcin köyünden en sevdiğim arkadaşım Alaaddin Sırakaya'yı bırakmazdık. Pazar gününü de birlikte geçirir, ders çalışır, konuşur gülüşür, mutlulukla, pazartesi sabahı hep birlikte okulun yolunu tutardık. ''

'' Tarihe not düşmek adına iyi bir görüşme oldu. Banta kaydettik anlattıklarını. Teşekkür ediyorum. Eğitimciler unutulmamalı. Ömrümüzde anne , baba, dede, nineden sonra bizi en çok etkileyen, yönlendiren insanlar öğretmenlerimizdir. Onlara bin saygı, bin selam. ''

..........................

Sevgili arkadaşım Türkçe eğitmeni, yazar, şair, araştırman, arşivci, kolleksiyoner Mustafa Kaya sordu, bu fakir yanıtladı. Bizden de ona selam, sevgi, derin minnet duygularıyla ...

-------------------------

Ekim 2020. Ürgüp