VERİMLİLİK
Ankara'dan bir uçak yolculuğu ile yurdun dört bir yanına gidelim.
İzmir'e...Ne görürüz yukarlardan...Her yerde ekin tarlaları...Tahıl yetiştirilen alanlar.
Samsun'a...Ne görürüz...Sonsuz ekim alanları...Tahıl yetiştirilen alanlar.
Van'a...Ne görürüz...Bölük pörçük, Anadolu yaylasının eski ormanlarından sağlanmış tarlalar...
Antalya'ya...Ne görürüz. Düzlükte, yaylada, ormansızlaşmış dağlarda ekenek parçaları...
Ülkemizin dört bir yanında, Doğu Karadeniz kıyı kuşağı ve dağları, yaylaları dışında her yerde tahıl yetiştiriyoruz.
Peki, neden Rusya ile savaş halindeki Ukrayna'dan buğday getirecek gemileri bekliyoruz ?
Neden, her yıl ABD ile, Avustralya, Kanada ile tahıl satın alma görüşmeleri yapıyoruz ?
Verimlilik...
Fransızcası kullanılırdı yakın zamana değin : Prodüktivite...Telaffuzu bile zor, herkesin kolay söyleyemeyeceği, anlamını bilmediği bir sözcük. İngilizcede de var.Onlar prodakşın derler.
Bizde olmayan nedir ?
Verimlilik yok .
Ve önemsenmiyor da.
Türkiye tarımının en önemli sorunu toprak aşınmasıdır.
Erozyonla çizgisel aşınım ortaya çıkar. Bir dere oluşur, tarla bölünür, gittikçe derinleşir. Komşu dere ile birleşir. Giderek, bir insan ömrü içinde koca bir vadi ortaya çıkar. Artık tarla kalmamıştır ortada.
Denüdasyon saçaksel aşındırmasıdır. Yüzeysel. Sinsi sinsi ilerler. Köylü, ekeneğinin olduğu gibi kaldığını sanır, yanılır. Üst katman toprak sıyrılıp süpürülmüştür. Yerli kayalar birkaç yıl içinde açığa çıkar, sırıtmağa başlarlar.
İşte , erozyon ve denüdasyon işbirliği yapar, elbirliğiyle topraklarımızın canına okurlar.
Bir sağanağın ardından neden derelerimizde su değil, çamur akar.
Neden kurak aylarda tozanağın ardından saf, temiz hava kalmaz ortamda; bitkisel örtü sıyrılmıştır, çayır,otlak, mera sürülüp ekeneğe dönüştürülmüştür çünkü.
Filmlerde izliyoruz. İsviçre'de ırmaklar gömgök akıyor. Yeni Zelanda'da da aynı.Avuç avuç iç. Temizdir.
Ve bizde çaylar, özler, dereler, ırmaklar durmadan denizlere, göllere çamur, alüvyal özdek taşır. Sonuçta 150 yıl ömür biçilen bir baraj gölü 50 yılda dolar, işlevini yitirir.
Bir örnek verelim.
1950'de bir çiftçimizin 100 dönümlük ekeneği olsun.
50 yıl içinde, çiftçinin 5 oğlu varsa, herbirine 20 dönüm düşmüş, ekenek bölük pörçük olmuştur.
1950'de traktörle işlenen o topraklar, bölüne bölüne atın çektiği pullukla bile sürülemez duruma gelmiştir.
5 kardeşten dördü vazgeçse o topraklardan , bir kardeş işlese, verimlilik az çok görülecektir. Fakat kimse özveride bulunmaz ve üretim de asla artmaz.
1950'de sağlanan tutarda tahılın ancak yarısı kadar üretim yapılabilir 5 kardeşin çalışmasıyla.
Öte yandan, toprağın bölüşülmesiyle erozyon ve denüdasyon da ilerlemiş, verimlilik azalmıştır.
......................
1965 yılında, uzun işlemlerden sonra Göre köyünden birçok genç insan, otuzlu yaşlarda Holanda'ya işçi olarak gittiler.
Dayımın bir oğlu, bir eniştem de o kümedeydi.
Doğusunda ülkenin, Hengelo'da bir fabrikada çalışmağa başladılar. Borne'de Anadolu Türk Evi idi adresleri.
Bir yıl sonra gelebildiler sılaya. Herkes imrendi onlara. Sağlık sorunları nedeniyle,, Felemenk hekimin muayenesinde olımlu sonuç alamayıp da gurbete gidemeyenler imrendi, kıskandı onları.
Anlattılar yer yer bize, gurbet yaşamlarını. Zamanla bir yakınlık doğuyor yerli işçilerle aralarında. Evlere çağrılıyorlar. Bizimkilerin çam sakızı çoban armağanı, bir kesekağıdı içinde kuru üzüm, kuru kayısı...Hele bir çift elvan elvan boyaklı yün çorap Holandalı ev sahibesini sevinçten çılgına çeviriyor.
Zamanla az çok dil de öğrenmiş oluyorlar. Anlaşabiliyorlar aralarında. Holandalı soruyor.
'' Neden geldiniz bizim memlekete. Kendi köyünüzde aç mı kaldınız ? Çocuklarınız beslenemiyor muydu ? ''
Bizimkiler utanmışlar. Fakat gerçeği söylemekten de çekinmemişler.
'' Traktörümüz vardı. Tarlalarımız, elma bahçelerimiz, üzüm bağlarımız, iki ineğimiz, on koyunumuz, onbeş tavuğumuz... ''
Anlattıkça, Holandalı işçi ailesinin bireyleri şaşkınlıklarını gizleyememişler.
'' Bırakın bunların tamamını, bizde sadece iki ineği olan bir aile rahat yaşar, çocuklarını da besler, eğitimlerini sürdürmelerini de sağlar.''
Ve eklerler. '' Çünkü bizde kooperatifleşme 150 yıldan bu yana işlemektedir. ''
..................
Kooperatif...Bir Orta Anadolu beldesinde çiftçiler kooperatif kurulması için girişimde bulunuyorlar. Komşu beldelerde örnekleri var. Tarım,bahçe ve hayvancılık ürünlerini değerlendirme üzerine çalışacak bir örgüt...İlerde fabrika da kurulabilir. Bir genci, lise mezunu diye kooperatife başkan-müdür yapıyorlar. O delikanlı ilk iş olarak, ilk birikimle altına lüks otomobil alıyor, makamını dayayıp döşetiyor. Yakınlarına para da kazandırıyor bu işlerden.
Kooperatif başkanlığının girişimi ne oluyor sonra ?
Avrupa'ya işçi göndermede İş ve İşçi Bulma Kurumu'na başvuru...Öncelik tanınsın üyelere.
Köyde, askerliğini yapmış gençlerin kolay yoldan işçi olarak yurt dışına gönderilmesi istemi.
Bizde 1960'larda, 70'lerde kooperatifçiliğin anlamı bu idi.
( Prof Dr Ziya Gökalp Mülayim'in çabaları, iyi niyetli yazıp çizmeleri nerde kaldı ? )
Verimlilik dedik, prodüktivite dedik, geldik kooperatife...
Neredesin eyy sağduyu !
------------------------------
1 Kasım 2026. Nevşehir