ALARM ÇALDIĞINDA VERDİĞİN SAVAŞ
Gecenin sessizliği…
Köyün henüz uyanmadığı, sokakların sessizliğe büründüğü bir vakit…
Bir anda alarm çalar. Benim cep telefonunda uyanmak için iki farklı alarm kurulu
İnsan için belki de günün en zor anıdır. Gözler uykulu, beden yorgun, yatak sıcaktır. Bir tarafta uyku, diğer tarafta Rabbimizin daveti vardır.
“Haydi namaza, haydi felaha…
İşte insanın asıl imtihanlarından biri tam da o anda başlar.
Alarmı susturup diğer tarafa dönmek çok kolaydır. “Beş dakika daha…” demek de öyle. Fakat o beş dakika bazen insanın bütün gününü etkileyebilecek bir tercihe dönüşür.
Çünkü sabah namazı sıradan bir namaz değildir.
Peygamber Efendimiz (S. A. V) şöyle buyuruyor:
“Sabah namazının iki rekât sünneti, dünya ve dünyadaki her şeyden daha hayırlıdır.”
Bir düşünün…
Dünya için ne kadar çok şeyin peşinden koşuyoruz. Para, makam, şöhret, ev, araba, ticaret, rahatlık…
Bütün bunların peşinde saatlerimizi, günlerimizi, yıllarımızı harcıyoruz.
Ama Allah Resûlü bize iki rekâtın dünyadan ve dünyadaki her şeyden daha hayırlı olduğunu söylüyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Bazen iki rekât için yatağımızdan kalkmaya üşeniyoruz.
2.500 KİŞİLİK KÖYDE KAÇ KİŞİ SABAH NAMAZINDA?
Şimdi biraz da kendi köyümüze Nevşehir Derinkuyu Çakıllı köyüne bakalım.
Köyümüzün nüfusu artık yaz aylarında 2.500 kişiye dayanmış durumda.
Peki sabah namazında camide kaç kişi var?
Yaklaşık 20–25 kişi…
Üstelik dikkat çeken başka bir gerçek daha var:
Sabah namazına gelen cemaatin en küçüğü 50 yaş ve üzerinde. Bende bu yaş aralığındayım.
Şimdi durup düşünmek gerekiyor.
2.500 kişilik bir nüfusta camide sabah namazı kılanların sayısı 20–25 kişi ise, bu yaklaşık yüzde 0,8 ile yüzde 1 arasında bir orana denk geliyor.
Yani kabaca söyleyecek olursak:
2.500 kişilik köyde sabah namazında camiye gelenlerin oranı yaklaşık yüzde 1.
Peki geri kalan yüzde 99 nerede?
Elbette bu rakam üzerinden insanların imanını, niyetini veya ibadetini ölçmek mümkün değildir. Evinde namazını kılan vardır, işe giden vardır, hastası olan vardır, gece çalışan vardır.
Fakat yine de bu tablo bize önemli bir soru sormaya mecbur bırakıyor:
Biz sabah namazını hayatımızın neresine koyduk?
Camide gördüğümüz büyüklerimize bakıyorum…
Yaşları ilerlemiş olmasına rağmen sabahın o soğuğunda, karanlığında, yağmurunda caminin yolunu tutuyorlar.
Onlar belki gençliklerinde de geldiler.
Şimdi bedenleri eskisi kadar güçlü değil ama imanları ve alışkanlıkları onları yine camiye getiriyor.
Asıl düşündürücü olan ise şu:
Camideki en küçük cemaat mensubu 50 yaşın üzerindeyse, gençlerimiz nerede?
Çocuklarımız nerede?
Gençlerimiz nerede?
Orta yaş grubumuz nerede?
Biz hangi noktada sabah namazını hayatımızdan çıkardık?
Bu yazıyı kimseyi suçlamak için yazmıyorum.
Tam tersine, önce kendimizi sorgulamak için yazıyorum.
Çünkü hepimizin bir gün, yaptıklarımızın hesabını vereceği bir gün gelecek.
O gün bize “Neden daha çok para kazanmadın?” diye sorulmayacak.
“Neden daha çok gezmedin?” diye sorulmayacak.
“Neden daha güzel bir araba almadın?” diye sorulmayacak.
Ama namaz, hayatımızın en önemli imtihanlarından biri olarak karşımıza çıkacak.
SABAH NAMAZI BİR NESİL MESELESİDİR
Belki de mesele sadece camiye 20 kişinin gelmesi değildir.
Mesele, gelecek nesillerimize ne bıraktığımızdır.
Bugün çocuklarımız ve gençlerimiz sabah namazını sadece dedelerinin, babalarının veya yaşlı amcalarının yaptığı bir ibadet olarak görürse, yarın camilerimizin safı daha da seyrekleşebilir.
Oysa cami sadece yaşlıların değil;
çocuğun da, gencin de, yaşlının da evidir.
Sabah namazı sadece emeklilerin namazı değildir.
Sabah namazı sadece 50 yaş üzerindekilerin sorumluluğu değildir.
Sabah namazı hepimizin namazıdır.
Öyleyse alarm çaldığında sadece bir ses duymuyoruz.
Aslında Rabbimizin huzuruna çağrılıyoruz.
Bir tarafta sıcak yatak…
Diğer tarafta seccade…
Bir tarafta uyku…
Diğer tarafta kulluk…
Tercih bizim.
Belki sabah namazına kalkmak birkaç dakikalık bir mücadeledir.
Ama o birkaç dakikanın değeri, bizim düşündüğümüzden çok daha büyüktür.
Bugün köyümüzün sabah namazı safına baktığımızda 20–25 kişi görüyoruz.
Dileğimiz şu olsun:
Bu sayı azalmamalı, artmalı.
Ve özellikle gençlerimizin, çocuklarımızın o saflarda yer aldığını görmeliyiz.
Bir gün sabah namazında caminin kapısından içeri giren gençleri gördüğümüzde, belki de “Köyümüzün geleceği emin ellerde” diyeceğiz.
Çünkü caminin safı sadece bugünü değil, yarını da gösterir.
Öyleyse yarın sabah alarm çaldığında bir kez daha düşün:
“Ben şimdi neyi tercih ediyorum?”
Uykuya birkaç saat daha mı?
Yoksa Rabbimin huzurunda iki rekâtı mı?
Unutma…
Sabah namazına kalkan, güne sadece uyanarak başlamaz; Rabbine yönelerek başlar.
Allah bizleri namazlarını muhafaza eden, sabah namazını cemaatle kılmaya gayret eden ve çocuklarına da namaz sevgisini aşılayan kullarından eylesin.
Amin inşaAllah...
Tuncay Dalcı