YİNE SONBAHAR GELİYOR

Civarımızdaki tepeler bahar aylarındaki yeşilliklerini çoktan kaybetti. Gün dönümünde solan kır çiçekleri ve otlar sarardı. Meşe yaprakları kahverengine döndü, Alıç ağaçları meyve vermeye hazırlanıyor. Kurumuş olarak gördüğümüz otlar, önümüzdeki baharlarda tekrar yeşermek için tohumlarını çoktan hazır etmişler. Baharın doğan kuş yavruları çoktan uçmaya başlamış. Tilkiler, kediler köpekler yavrularını çoktan yetiştirmiş, önümüzdeki kışı karşılamaya hazır gibi durmaktadır. 15-20 güne kalmaz göçmen kuşlar gökyüzünde “v” çizerek kışlaklarına dönmeye başlayacaklar.

Kırlangıçların gittiklerini ortamın sessizliğinden anlarsınız. Bu kuşlar usta uçucular lâkin uçarken çığlıklarını hep duyarsınız. Sanırım seslerini ancak kendilerinin anlayacağı şekilde radar gibi kullandıklarına yoruyorum. Yöremize Afrika savanalarından kalkarak, Nil vadisini, Filistin i Suriye’yi geçerek geldiklerini belgesellerde izlemiştim. Yöremizde, ev kırlangıcı (Biraz küçüktür) ve Dağ kırlangıcı olarak iki türü bulunmaktadır. Atalarımız camileri yaparken kırlangıç yuvalarını ihmal etmezdi. Kutsal kitabımızın Elemtere suresinde yine bu kuşlardan bahseder. Bu kuşların özelliğindendir ki yerden havalanamaz. Az da olsa bir sekemek ararlar. Bunu bilen atalarımız başta minare gövdesi olmak üzere camilerin üst duvarlarını bunlara göre ayarlamışlar. Minare gövdesine yapılan yuvalar sanat eserine dön derilmesi ayrı bir güzellik sunmaktadır. Nar Merkez caminin minaresinde çok güzel bir kuş yuvası bulunmaktadır. Ev kırlangıçları Güzelyurt Mahallesinin çok katlı apartmanlarının çatıların altına çamurla sıvanmış yuvalarda yapmaktadır.

Yabani kazlar, leylekler ve diğer ulu kuşlar özel bir seremoni ile gelip giderler. Tüyleri renkli olan bir karga türü vardır. Oda soğuklar gelmeden hemen önce gitme yolunda görülürler. Şehrimiz sadece kırlangıçları ağırlamak için müsaittir.

Sığırcık diye bildiğimiz ardıç kuşları da yöremizi seyrek de olsa ziyaret etmektedir. Sığırcık kuşlarının az bir kısmı göç etmeden yöremizde yaşamaktadır. Göçten gelen sığırcık kuşları bulut görünümü veren beklide binlercesini Karacaşar kırsalında görmüştüm. Binlerce kuş aynı uyum içerisinde gökyüzünde adeta dans ediyordu. Ardıç meyvesi, ağacından alındığı gibi ekilecek olursa tutma oranı çok çok düşüktür. Oysa ardıç kuşunun sindirim sisteminden geçen tohumunun tutma oranı % 95 ler dedir. Hani aklıma geldi de kuşlara bu yedirilen tohumları ekecek olursak neden ardıç (Junuperis comminis) ormanlarımızı kendimiz yapamıyoruz diye düşündüm. Aslında bu inanç meselesi, aynı inançla yapılacak olan milli bir projedir diye biliriz. Ardıç ağacı reçineli oldukça kaliteli ve sağlam ağaçlar olduğunu da unutmayalım. Yelkenli gemiler devrinde gemi direkleri ardıç ağacından yapılırmış. Efendim bu ağacı peri bacalarının üstünde fotoğraflamıştım. Aşıklı dağının güneşe açık en dulda tarafında yemyeşil kalmayı başarmıştı. Buradan ardıç kuşlarına teşekkürlerimi bildiririm. Türkiye ormanlarının % 8-9 u yani 1.100.492 hektarlık alanı ardıç ormanıdır. Ardıç ağacının meyveleri, katranları şifalı ve aromatiktir. Sabunu yapılır. Vücudu temizlediği gibi cilde ve saçlara bakım yapar. Özellikle vücudunda kaşıntı olanlara çok yardımcı olmaktadır. İçki yapımında da cin isimli içkinin terkibine girmektedir. Avrupa bu ağacı kutsal sayar. Eczanede çalıştığım yıllarda yapraklarından çam kolonyası yapmıştım. ( o zamanlar tüm iğne yapraklıları çam olarak bilirdim) Yaz kış oksijen üretip, havayı temizlemeye katkıları vardır.

Doğaya bu konuda yardım eden sadece ardıç kuşu olduğunu da düşünmeyelim. Yabani fareler, yer sincapları (Yöremizde kelengi denir.) özellikle kargalar gibi bazı hayvanlarda ağaçlandırma yarışında varlardır. Karganın ektiği cevizi insanoğlu zor eker diye bir çevre makalesinde okumuştum. Özellikle meşeliklerde bu tür ekimler yapılmaktadır. Meşe palamudunu toprağın5-10 cm altına yan olarak yatırıp üstünü örtmekten ibarettir. Hayvanlar zula diye tabir edilen yerleri seçerken ayakaltı olmamasına da dikkat ettiklerini düşünürsek zor olmadığını da görürüz. Aynı konu ile ilgili okulun birisiyle Aşıklı Dağının yamaçlarına acı badem ( prunus amygdalus amara ) ekmiştik.

İnsanlar sıcak ve konforlu evlerinde yaşasa da kendilerini aynı seremoniye katmaktadır. Kışa hazırlanmak tarihimizde çok ciddi ve hayati önemi vardı. Günümüzde böyle bir uğraşıya gerek kalmamıştır. Gerek alış verişin yaygınlaşması gerekse günümüz evlerinin yapısı kayıt kaman stoklarına yer vermemesinden kaynaklanmaktır.

Kırlarda, yöremizin otantik vadilerinde, küçük tepelerde gezilecek en güzel zamanlardır. Sıcak yaz günleri yavaş yavaş geride kalıp hava gün geçtikçe serinlemektedir. Rüzgârlarımız uzaklardan en temiz havayı sunar ki güzel nefesler alına… Vadilerimizde yerli insanımızdan fazla turistledir gezdiğini tahmin ediyorum. Uzun yürüyüşler Doğal olarak insan terlemektedir. Kendim bu durumlarda döşüme kâğıt havlu koyardım.

Doğa her zaman cömerttir. Bu yüzden hangi mevsimde gezerseniz gezin insana sunacağı mutlaka güzellikleri vardır. Bu bir çiçek olabilir, bir atıştırmalık ola bilir. Sirke yapacağın veya sirkeye katacağın bir bitki veya meyve ola bilir. Muşmula ve ayva ancak bu mevsimde olgunlaşa bilmektedir. Yöremizde üvezin iki türü ‘Türkiye’de 11 türü bulunmaktadır.) bulunmaktadır. Meyveleri kış günlerinde ikramlık olarak kullanılırdı. Yaprakları ıhlamura katılırdı. Şeker düşürücü etkisi vardır. Demek ki doğa sunduğu zaman böyle sunar.

Yeri gelmişken sonbahardaki yaprak dökümünden de bahsedelim. İnsana hüzün verir; Sararan yapraklar rüzgârların önünde koşturur dururlar. Adına şiirler şarkılar yazarlar hazan mevsiminin, doğa yine tabloluk manzaralarını bu mevsimde gösterir. Gomeda vadisi bu açıdan tam gezilecek seyirlikler sunar. Sadece sarı değil sararan yaprakların, kırmızısı var, turuncusu var, yeşilde halen inat eden çalılar var… Kayalar, uzaktaki dağlar, yazları kuruyan dere manzaralara fon zenginliği katmaktadır. Biz bu manzaralara üzülsek de sanırım ağaçların umurunda bile değildir. Birçok olgu onlar için mevsimliktir. Yaprak; Ağacından, dalından budağından o an için olumsuz olan fito kimyasalları, mineralleri varsa toksin varii varlıkları çeker. Yük dolduğunda yaprak ağaca bağlı olan bağını zayıflatır veya keser. Ağaç gövdesinden sularda çekilir. Ağaç bir nevi vücut bakımı yapmıştır. Kışın en krallarını karşılamaya hazırdır. İster tipi olsun ister kar yağsın toprağı zenginleştirir, ağacın bahardaki kısmetini hazırlar. Dökülen yapraklarda çöp değildir. Rüzgâr onları duldalara yığar. Islanan yapraklar ağırlaşır gübre olmaya durmasının yanında küçük böceklere yuvalık olurlar. Orada oluşan fauna toprağı zenginleştirir, böcek cinslerine hayat verir.

Kurumuş otlar, tahılları ve samanları alınmış anızları aynı kategoride değerlendirmemiz de lazımdır. Anız tarladayken sürülecek olursa toprağı yumuşak tutmasının yanında anız ve ot artıkları yağmurlarla bünyesine gelen sulara depoluk eder, yağmurlardan sonra yavaş bir şekilde toprağa tekrar verir. Tam manasıyla çürüdüğünde ise organik bir gübredir. Anız yangınları toprağa çok zarar verdiği gibi birçok böceğin ve hayvanın ölmesine neden olmaktadır. Anız tarlalarında yaymak için hindi beslenecek olursa köylümüz kazancını çeşitlendirmiş olacaktır. Halkımızın özelliklerinden biri, bu işi yapacak öncü olmasını isterler. Başarırsa hindicilik alır başını gider. Yöremiz patates yetiştiriciliğinde kimyasal gübrenin hikmeti ilahisini gördükten sonra tüm misli ovası sakinleri neredeyse patatesçi olmuştu.

Sonbaharda gördüğümüz gibi doğa harıl harıl çalışıyor, sessizce fakat gece demeden çalışıyor. Esen rüzgârlar kurumuş bu bitkileri önüne katarak sürüklüyor ki tohumlarını saça bilsin. Bahar yıldızı (Yöremizde yalangı olarak bilinir, Engerek otu (Echium vulgare) müthiş bir arıcı bitkidir, Pıtırak (Xanthium spinasum) gibi bitkilerde tohumlarını yaymaya çalışırlar.

Güneşli tepelerde alıç (Cratagus Sp.) olur. Güzel lezzetinin yanında tam bir şifa deposu olduğu için sirkesi her geçen gün yaygınlaşmaktadır. Şifası; Kalbi güçlendirir, damar sistemleri, kalp ritminin düzenlenmesi, tansiyon, kolesterol ve ateş düşürücü olması der uzar gider. Efendim, hiç alıç çiçeği çayı içtiniz mi? Lezzeti ıhlamurla yarışacak kalitededir. Ülkemizde 20 kadar alt türü olsa da yöremizde 5-6 türü bulunmaktadır. Sürgün dallarından çay yapacaksanız dalları önce ezmenizi tavsiye ederim. Hiç bir şey yapmasanız alıç zamanı alıcı tüketmenizi tavsiye ederim. Hatta alıç tüketmeyi sağlığınız için kür de kabul ede bilirsiniz. Tohumları gürgen tahtası gibi serttir. Demek ki alıç da tohumlarını kuşlar vasıtasıyla dağıtıyor. Zira tohumundan alış üretmeye kaç sefer teşebbüs etsem de yetiştiremedim. Dağdan fidan bulmanın daha akıllıca olduğuna inanıyorum. Alıç aynı zamanda çit bitkisi olarak düşünüle bilir. Çit görevi yaparken, şifa hemen yanınızda olur. Sulana bilir bahçelerde alış tanelerinin daha iri olduğunu unutmamak gerekir. Alıç ağaçları en güzel toprak üreten ağaçlar arasındadır.

Kadın tuzluğu- Karamuk çalısı (Berberis Vulgaris) Çok enteresan, çalımsı bir bitkidir. Yaprakları limon gibi lezzetli bir ekşiye sahipken meyveleri çok tatlı koyu mor veya kırmızı renktedir. Bunun reçelini yapıyorlarmış. Dikenli çalılarından çıtalı uçurtma yapardık. Zira düzgün, sağlam bir yapısı vardır. Bu bitkinin meyveleri kurutulup atıştırmalık( Özellikle leblebiyle) olarak yenile bildiği gibi kurumuş meyveleriyle kendinize çayda hazırlaya bilirsiniz. Şifası ise saymakla bitmez. İştah açıcı, güçlendirici, bağırsak temizleyici, karaciğer temizleyici, varise karşı kullanılır der devam edip gider.

Kuş burnu-Yabani gül (Rosa canina) Erozyona karşı en etkili çalımsı bitkilerdendir. Zira kökleri 15 metrelere kadar iner. Bu yüzden yaban gülünün topraktan sökülüp yok edilmesi hayli zordur. Sonbaharda kırmızı meyvelerini tüm canlılara hediye olarak sunar. Tohumları oldukça korunaklı olduğu için bu yollarda çoğalmaya çalışır. Meyvesini yiyen kuş ve hayvanlar sayesinde tohumlarını çok geniş arazilere dağıtma gücü vardır. Bu bitkinin bir adı da itburnu olarak geçmesinin nedeni, vahşi hayvanların insanı yaraladıklarında, kuduz hastalığında köklerinin ezilmesi yaralara sarılır ve bu rahatsızlıklara iyi geldiğine inanılırmış.

Ünlü İslam hekimi Razi “Dinç kalmak için kuşburnu reçelinin yenilmesini tavsiye etmektedir. Kuşburnu meyvesi adeta vitamin deposudur. Kullanım amaç yelpazesi de oldukça geniştir. Sizlerle kendi yaptığım sirkenin formülünü paylaşmak istedim. Kırmızı üzüm sirkesi (1) (Vitamin ve mineral zengini olmasının yanında üzüm çekirdeği özütlerinin yaşlanmayı geciktirici özellikleri vardır.) % 30-40 oranında ezilmiş alıç meyvesi (Kalp damar sistemini tedavi edici özelliği tüm tıp çevrelerince kabul edilmiştir.) 1-2 avuç ezilmiş yaban gülü meyvesi (Vitamin ve mineral deposu olmanın yanında kırmızı pigmentleri sağlığa oldukça yararlıdır.) Zerdeçal, zencefil (Zerdeçal kolesterolle mücadelede isim yapmış bir köktür. Sirkenin kendisi de kolesterol için kullanılmaktadır. Zencefil cinsel güçten tutunda pek çok şeye karşı kullanılmaktadır. Asya halkları zencefili tüm rahatsızlıklarına karşı kullanmaktadırlar. Kuran-ı Kerimde de geçen nadir bitkilerdendir. ( İnsan 76. Ayet), 15-20 adet karanfil (aromayı güçlendirmenin yanında hatırı sayılır bir akciğer anti oksidanı dır.) Cam şişelere veya kavanozlara hazırlamıştım. Siz bu uğraşıyı bir etkinlik olarak da düşüne bilirsiniz. Kendi emeğinizle, kendi şifanızı hazırlamanın yanında dostlarınıza çok kıymetli hediyeler de vere bilirsiniz. Sarımsak sirkesinden tutunda aklınıza gele bilecek bitkilerin ve meyvelerin de sirkesini yapa bilirsiniz. Hatta evlerinizde kullanılacak temizlik sirkelerini de yapa bilirsiniz. Malzemeler içinde 3-4 aydan az olmamak üzere güneş almayan yerde bekletilir. Süzülerek veya süzülmeden öylesine kullanılır. Sirke ne kadar beklerse o kadar kıymetlenir. Sabah ve akşam içerken 1 tatlı kaşığı sirke, üzerine içme suyu ilavesi ile kullanılır. Efendim, afiyet şifa olsun.

Muşmula (Mespilus Germenica) Gün geçtikçe azalan ağaçlardandır. Vadi ve güneşli tepelerde yürüyüş yaparken nadir de olsa karşılaşa bilirsiniz. Meyveleri hamken kekremsi ve boğaza durma eğilimde dir. Bu bitki olgunlaşınca (Toplanır ve evlerde olgunlaşması sağlanırdı.) ikramlık olarak sunulurdu. Şifacılık da; Kolit ve bağırsak hastalıklarına karşı kullanılırdı. Sert kabuklu çekirdekleri ezilerek kaynar su dökülerek demlenirse böbrek ve idrar yolları taşlarına karşı kullanıldığı kayıtlardadır.

Ayva (Cydonia vulgaris) Eğer özel mülkte değilse elbette ki tadına baka bilirsiniz. Günümüzde vadilere hayrol hasenat olsun diye üzüm, ayva ve değişik ağaçlar dikilmektedir. Bu çok güzel bir gelişme olup vadi gezerlere bir tür güzellik sunmaktır. Anayurdu Türkiye ve İran olan bu ağacın alt türleri floramıza güzellikler sunmaktadır. Yaprakları ıhlamur çayına katıldığı gibi kendi de çay olarak tüketile bilmektedir. Ayva meyvesinde A_B_C vitaminleri bulunmaktadır. Ayva çekirdeği ayrıca şifa için kullanılmaktadır.

Meşe (quercus Spp.) Birçok çeşidi olan bir orman ağacıdır. Yöremizde güneşli tepeler, hatta tepelerin en üzerinde yetişmektedir. Kullanım amaçları da oldukça çeşitlidir. Örneğin odun kömürü genellikle bu ağaçtan yapılır. Eskiden topladığımız meşe palamutlarını sobanın üzerinde pişirir ve yerdik. Tadı kendine münhasır ve kekremsidir. Şifacılıkta üst solunum yolları rahatsızlıklarında demleme suyu ile gargara yapılırmış. Meşe palamudu eskiden dericilikte tabak hanelerde kullanılırmış. Günümüzde ticari değeri kaybolmuş gibi durmaktadır. Meşeleri fareler, kargalar ve bunun gibi hayvanlar ekip çoğaltmaktadır. Kışlık kayıt olarak toprağa gömülen tohumlar, onu gömen hayvan tarafından unutulduğunda oradan bir fidan çıkıp dünyaya merhaba dermiş. Ne kolay değimli? Ayrıca başka meşe türleri tohum şeklinde bulunup aynı şekilde ekile bilir diye düşünüyorum. Yeri gelmişken şehrimizin en ulu ağacı İstiklal İlkokulu yakınlarındaki Çınar Meşesiydi. Kurudu, yıkıldı ve odunluk olarak götürülmüştü.

Bağ bozumundan kalan nefer üzümler gece ayazlarını, gündüzün sıcaklarını aldığında lezzeti mükemmel olur. Bunun tadını avcılar, tavşanlar ve çeşitli kışa kalan canlılara ilaç gibi gelir. Sizlerinde lezzetlerini tatmanızı tavsiye ederim. Çalı bademi vardır. Minyatürden biraz daha dikçedir. Çekirdekleri acı olan bu bademi özellikle şeker hastaları günde 2-3 ü geçmeyecek şekilde yerse şifası hatırı sayılır seviyededir. Efendim, havucu, pürçüklüyü herkes tanır da hiç yabani havuç ile karşılaştınız mı bilmem. Uzun kök sapları vardır. Havuç gibi şeker içermese de adeta su deposu gibidir. Yazıda karşılaşırsanız da susuzluğunuzu giderecek güçtedir. Bu bitkide güneşli tepelerin ve sonbaharların bitkisidir. Kırlarda nadir de olsa özel mülk de olmayan iğde ağaçlarıyla da karşılaşılır. Son baharda iğdeler adeta helvaya dönüşürler. Doğa ayrıca Ahlattan tutunda daha aklımıza gelmeyen bir çok güzellikleri canlılar için sergilemektedir. Doğa gezilerim sırasında hiç aç kaldığımı hatırlamıyorum. Doğanın sunduğu nimetler ve güzellikler her mevsimde değişse de cömertliğinden ferağ verdiğini hiç kimse görmemiştir. Kışın tipide bir dulda bulup ta sucuk kızartıp yemenin tadı başka oluyor. Meraklısına sonbahar manzaralarını sunan yöremizin doğal ve tarihi güzelliklerini de unutmamak gerekir. Şiirlerde ve şarkı sözlerinde de sonbaharın kendine has özellikleri ve ağırlığı olduğunu kabul etmek lazımdır. Son bahar isminde olduğu gibi sonu temsil etmez, Sonbahar nice baharlara gebedir. Kendim, 67. Sonbaharı görmeye hazırlanıyorum. Sizlere de nice mutlu, sağlıklı sonbaharlar dilerim.

(1) Günümüzde alıç sirkesini sadece alıç meyvelerinden yapıyorlar. Bu meyvelerin şeker oranları düşüktür. Bu yüzden sirkeye toz şeker katanların olduğunu da duymuştum. Bence bu durum gerçekten olumsuzdur. Sirke yapımında kattığımız her malzemenin mutlaka bir faydasının olması gerektiğine inanıyorum. Oluşmuş sirkenin zaten çözücü özelliği vardır. Vardır ki bunu neden değerlendirmeyelim.

GOMEDA VADİSİ- 2008