DEDEM ve BABAANNEM

Adım Demir Jan...Neden Can değil de Jan...Babamın dedesi Ürgüp Nüfus Memuru Ahmet Ünlü Kafkasya'dan gelmiş bir ailedenmiş ( Kabardey ) . Babam haritada gösterdi bana. Çerkez Adige dilinde Jan, Prens demekmiş.

Ben, babamın işlerinin iyi gittiği dönemde Diyarbakır'da doğmuşum. Babamın anlattığına göre, banka müdürleri bırakmışlar görevlerini, daha çok geliri var diye ekspertiz raporları hazırlamağa başlamışlar. Bunun üzerine babamın geliri çok düşmüş. Annemle aralarında konuşmuşlar. Nereye gidebiliriz ? Antalya, Balıkesir, Eskişehir düşünülmüş. Sonra Çanakkale'de karar kılmışlar.

Diyarbakır'dan ayrıldık. Babaannem ve dedem orada, eski evimizin yanında, satın aldıkları apartman dairesinde kaldılar. Biz de onlar kadar üzüldük bu ayrılığa. Fakat, mimar olan babamın çalışıp para kazanması gerekiyordu. Kent değiştirmek zorunluydu.

Annem de İskenderunlu Şanlı ailesinden Eda. Diyarbakır'da bitirip Eğitim Fakültesini, aynı kentte görev yapmış. Babam Mimarlık Fakültesi'nde okurken, okulları aynı yapı içinde olduğu dönemde tanışmışlar. Annem Türkçe öğretmenidir. Durmadan roman okur. Öykü okumayı da sever. Onu, mutfakta yemek hazırlarken bile hep kitap okurken görmeğe alışmışızdır.

Babaannem de öğretmen. Daha ben doğmadan emekli olmuş. Dünyanın en güleryüzlü, en tatlı, sevgi dolu, konuşkan insanıdır O. Annem okuluna gittiği zaman ben, ağabeyim hep onunla yaşadık evimizde. Dedem Onu otomobiliyle getirir bırakır, kendisi kütüphanelere giderdi. Sonra annem okulunda dersleri bitirip evimize dönünce, babaannem evlerine dönerdi.

Ne tatlı oyunlar oynardık babaannemle. Birlikteyken hiç canım sıkılmazdı. Sürekli yeni oyunlar bulurdu. Birlikte kitaplara bakardık. İlgimi çeken kitaplardan bazı sayfaları okur, bana açıklardı. Müzik de önemliydi. Bana birçok şarkı öğretmişti. Ben en çok '' İzmir'in dağlarında çiçekler açar'' ı severdim.

Kitaplara baka baka, resimleri inceleye inceleye ben de çizme isteği duydum. Dedemin kalemlerini kullandım. Evde dosyalar dolusu kağıt vardı. Hepsini kullanmama izin veriyordu dedem. Yaptığım resimleri ona gösteriyordum. Beğeniyordu onları. Resmin altına adımı yazıyor, o günün tarihini ekliyordu.

Dedemin, yaptığım resimleri beğenmesi, sonra onları bir dosyada saklaması beni mutlu ediyordu. Diyordu ki, '' Bu resimlerin beş yıl, onbeş yıl sonra pek değerli olacak, bugünleri gözümüzde canlandıracağız. ''

Dedemin kütüphanesi de pek zengindir. Elbet çoğu kendisine göre kitaplar. Fakat, yıllardır bizler için de kitaplar, dergiler biriktirmiş. Bazen birlikte inceleriz bir kitabı, bazen ben kendi başıma bakarım bir dergiye.

Dedem aynı zamanda birçok kitabın da yazarı...Öğrencilerinin izleyeceği kitapların olmadığını görünce, Üniversite'de görev yaptığı 30 yıl içinde çok sayıda ders kitabı yazmış. Söylediğine göre onlar yalnız Diyarbakır'da değil, Türkiye'deki diger üniversitelerde de değerlendiriliyormuş. Bana bir atlasta gösterdi. Hatta , yazdığı kitaplar Kıbrıs'ta, Azerbaycan'da, Makedonya'da da kullanılıyormuş.

Ben dedemin çizdiği haritalara hayran kalıyorum. Bir insan nasıl bu denli güzel çizebilir !

Dedem aynı zamanda bir portre ressamı. Binbir kalemiyle, aydinger dediği saydam kağıda öyle insan başı resimleri çiziyor ki, ben imreniyorum. Yazarlar, ozanlar, devlet adamları imiş o çizdikleri. Ayrıca müzik yapanları, karikatür ve ressamları da çiziyor. Evde dolaplarda, albümlerde biriktiriyor dedem o çizimlerini. '' Büyüyün, bunları size hediye edeceğim, '' diyor.

Babaanemle birlikte iki kitabı da ingilizceden çevirmiş dedem. Evlerine ziyarete gelen konuklarına onları imzalayıp armağan ediyor. Bana da verdi . Çanakkale'de, İskenderun'da öğretmenlerime sundum. '' Teşekkür ederiz. Dedene selam söyle ! '' dediler.

Ben İlkokula Çanakkale'de başladım. Okumayı yazmayı bana öğretenlere teşekkür ediyorum. Onları hiç unutmayacağım.

Biz şimdi İskenderun'da yaşıyoruz. Çanakkale'den buraya geldik. Burada da bir dedem ve anneannem, bir de dayım var. Bir dayım da Çanakkale'de yaşıyor. Haftada birkaç gün birlikte oluruz.

Annem yakınlarda bir köyde ilköğretim okulunda Türkçe öğretmeni. Otomobliliyle gider, dersini verir, gelir.

Annemin okulunda, benim ve ağabeyimin okulunda dersler sona erince Ürgüp'e gidiyoruz. İskenderun aşırı sıcak ve nemli , oysa Ürgüp haziran ayında oraya göre kuru ve serin. Çünkü deniz düzeyinden 1000 metre kadar yüksekmiş.

Dedemgilin evi var Ürgüp'te. Kütüphanesi hayli zengin. Ben dedemle ikindi vakti gezmeğe çıkarım. Binbir soruma karşılık dedem hep güzel yanıtlar verir. Geçen yıllarda evlerin önündeki bahçelerde kiraz olurdu. Balkonda oturan ev sahipleri dedeme derlerdi ki '' Yesin çocuk, yesin ! Çekinmeyin. '' Ayrıca yaz elması, yaz armudu, vişne... 2025 yılında hiç meyve yoktu. İlkbahar soğukları yakmış, çiçekleri dondurmuş. O yüzden meyvesiz bir yaz mevsimi geçti. Ne yazık ki, bağlarda üzümler geç yenilir duruma geliyor. Biz o günlerde İskenderun'a dönmüş oluyoruz. Ürgüp'ün Dirmit adlı bir üzümü varmış, pek ünlü... Dönüşte, akrabalara hediye olarak dağıtmak için bu üzümün kurusunu yemişçilerden aldı annem.

Ürgüp'e her gelişimizde Ülkü Hanım teyzem bizi akşam yemeğine davet eder. O da bir öğretmen. Babaannemin en candan arkadaşı imiş. Kaya Mustafa amcam da dedemle birlikte 1974'te buradaki Lise'de göreve başlamışlar. 52 yıldır içten arkadaşlıkları varmış. Ne uzun bir süre...Güzel dupleks evlerinde kocaman bir salon kütüphane. Duyduğuma göre aile kütüphanesi olarak bir numaraymış. Çok zengin. Harika kitaplar , dergiler var. Kaya amcam da şair ve yazar. Bana bazı kitaplarını hediye etti. O bir Ürgüp aşığı aydın insan. Büyük oğulları Yüksek Mühendis Yener, İstanbul'da yaşıyor. Doktor Meral hanımla evli. Deniz adlı bir kızları var. Deniz , ağabeyimle yaşıt. Biz Ürgüp'teyken onlar tatile başka yerlere gittikleri için hiç karşılaşmadık. Küçük oğulları Tekiner babamdan birkaç yaş küçük. Gamze Hanımla evli. Tekiner amcam Nevşehir'deki Üniversite'de doçent. Beren ve Ekin adlı kızları var. Onları gördük, biliyoruz. Ülkü Hanım'ın evinde geçirdiğimiz saatler unutulmaz, yaz dinlencemizin en güzel anları...Bazen de bizi kahvaltıya çağırıyor Ülkü Teyzem.

Dedemle cumartesi günü Ürgüp'ün pazarına gittik. Türkiye'nin her yerinden getirilmiş binbir meyve, sebze; rengarenk...Uğultu, kalabalık...Başım döndü. Sevdim pazarı. Arsuz Karaağaç Pazarı kadar canlı, güzel. Dedem eski arkadaşlarıyla karşılaşıyordu. Onlar, benim kim olduğumu soruyorlardı. Dedem de gururla gülümseyerek '' Torunum o benim, '' diyordu. Dedem pazar yerlerinde fotograf çekmeyi seviyor. Sonra eve gidince onları Facebook'ta, Twitter'da paylaşıyor. Ürgüp pazarının tiryakileri varmış. Dedemin bu paylaşımlarını bekler, yorum yazarlarmış.

Ağabeyimin adı Rüzgar Cem... Bizle pazara gelmedi. Evde oturup bilgisayarıyla oynadı.

Eskiden daha çok resim yapardım. Dedem üzülüyor, tablet yüzünden çizimden uzaklaştığımı söylüyor. Yine çiziyorum da, daha az. Dedem onları da buradaki kitaplığında bir dosyada saklıyor.

Yıllardır gittiğimiz Ürgüp'te, tatil yaparken babaannem boyumuzu duvardaki bir tahtaya işaret etmiş, tarih yazarak. 5 yıl önce, 8 yıl önce meğer ben ne denli kısa boyluymuşum.

Babaanem bir gün kitaplıktan bir dosya çıkardı, içindekileri gösterdi. Sürpriz...5 yıl, 8 yıl önce çizdiğim resimleri, boyadığım resimleri saklamışlar, çok sevindim onları görünce.

Ürgüp günlerimiz güzel geçiyor. Babam, akşam serinliğinde bizi alıp Avanos'a götürüyor otomobiline bindirip. Burası sanki deniz kıyısı kenti gibi. Ortasından Kızılırmak akıyor. Bir fırının önüne oturup akşam serinliğinde peynirli ya da kıymalı pide yiyoruz. Burada pek güzel yapıyorlar bu yemeği. Avanos güzel bir kasaba. Canlı. Kızılırmak'ta gondollar var; gezginler biniyor. Pahalıymış. Haritaya baktım. Kızılırmak , Kırşehir yakınlarında akarken duruyor, Hirfanlı Baraj Gölü oluşmuş orada. Sonra kocaman bir yay çizerek kuzeye doğru akıyor ve Bafra Deltası'ndan Karadeniz'e dökülüyor ( Dedem Coğrafya Profesörü ya, haritaya bakma alışkanlığını bana O kazandırmış ) .

Ürgüp'te sabah erken kalkınca, bakıyorum gökyüzünde pek çok balon. Dolaşıp duruyorlar. Ben onları topaca benzetiyorum. Renk renk...Biz daha binip bu bölgeye havadan bakamadık. Fakat Budapeşte'de yaşayan Umut Amcam, Hortisa yengem, Lia ve Noe iki kez binmişler. Babam, '' Yaşınız küçük daha, ilerde binersiniz, '' diyor.

İşte böyle... Ben Demir Jan Güney, sizlere selam, saygı ,sevgi ile hoşça kalın diyorum ...

---------------------

27 Ocak 25. İskenderun.