KALAYCILIK

Çok kadim zanaatlardandır. Yüzlerce yıldır bakır kapların ve malzemelerin sırlanmasında kullanılmıştır. Kaplara parlak beyaz rengini verirken, bakır kaplardaki cenklenmeyi ( Bakır Sülfat ) önler. Bu yüzden zamanla aşınsa da sağlık açısından bir zararı bulunmamaktadır. Oysa bakır sülfat çok zehirli bir maddedir.

Kalayın ergime noktası 232 C’ dir. Kalay dünya yüzeyinin milyonda2,22 oluşturur. Buna rağmen yer kabuğundaki bolluğu nedeniyle 49. Sırada yer alır.

Kalaylanacak malzeme körük ateşi ile tava getirilir. Çubuk halindeki kalay bu sıcaklıkta çabucak erir. Kalaycı elindeki paçavra ile ısınan yeri sildikten sonra, kalaylayacağı yeri nışadır ile siler. Kalay eriğini kalaycı pamuğu ile sürüldüğünde pürüzsüz bir yüzey elde ederler.

Günümüzde kalayın yarıdan fazlası teneke ve konserve kutusu yapımında kullanılmaktadır. Ayrıca bronz da alaşım elementi olarak yine kalay kullanılmaktadır.

Kalaycılık, tarihimizde aynı çerçiler gibi köy köy veya yerleşkelerde gezerek yapılırdı. Kalaycı bir mahalleye gelir, tezgâhını kurar, ihtiyacı olanlar bakır eşyalarını getirerek kalaylatırlardı. Bahsettiğimiz günlerde emeğin paraya en çabuk dönüşen zanaatlarından biri idi. Bu yüzden kalaycılar kalay çubuklarını ve nışadırı ya peşin alır ya da aktardan bu malzemeleri veresiye alırdı İşten dönünce öderdi. Piyasa talebi oldukça fazlaydı. Zira insanlarımız bakır kaplar kullanırdı. Maşrapasından tabağına, pekmez ileanın den (Leğen) kazanlarına kadar bakır kullanılırdı. Bakır kaplar tarihe karışınca bu meslekte bitmiştir.

Kalaycılar sanırım Haymana’yı pek sevmezlerdi. Maddi olarak batan ya da zarara uğramış kimselere; “Haymanaya kalaycılığa gitti.” Derlermiş. Çok gezen çok bilir derler. Çeşit çeşit köyler tanırdı. İnsanları, arazileri iyi bilirlerdi. Bazı vatandaşlarımız bu malzemeleri bulundurur, sıcak para lazım olduğunda ise kalaycılığa çıkarlarmış. At veya eşek ahırda, arabası kapıda hazır olduğu için sadece emeğini ve becerisini kullanarak kazanmanın yolunu bulurlarmış.

Kalaylamak mecaz anlamda küfür etmek demektir. Demek ki, yine mecaz anlamda cilalamak olarak kullanılırmış. Kalaycıların başka bir özelliği de varmış. Kendilerine özel lisan kullanırlarmış. Grameri olmayan bu lisanı Çingenelerden öğrendikleri söylenmektedir. Medeniyetler tarihinde de birçok dilin unutulduğu görülmektedir. Unutulan dillerdeki bazı kelimeler, halka indiyse günümüze kadar da gele bilir. Özellikle çocukların oyunlarında kullanılıyorsa o kelime inanın ölmüyor. Kalaycılık tarihe gömülürken bu lisanı şoförler kullanmaya başlamışlardı.

TIMISLAMAK

Şoförün biri Adana’da otobüsle seyahat ediyormuş. Genç bir Çingene gelini kucağında avaz avaz bağıran çocuğu ne annesine ne de otobüse rahat veriyormuş. Çocuğun gazı nedeniyle rahatsız olduğunu anlayan Nevşehirli;

“Çocuğun gazı var. Sırtına vur da çocuk TIMISLASIN “ der.

Aile hayretler içinde bizimkine bakmaya başlarlar. Rengi renklerine benzemiyor. Ama bu kelimeyi veya kelimeleri nasıl bilir. Zira bu kelimeleri halktan gizlerler, ancak kendi aralarında kullanırlarmış. Bizimki;

“ Yav ben sizdenim. Nevşehirliyim.”

Çocuk uyur. Yol biter. Otobüsten inerken yaşlı olanı;

“Sen bizden değilsin ama neyse”. Der.

../..

GENÇLENME

Nevşehirlinin biri gurbete gider. Gider gider ama işlerlide ters gider. Nasıl eder denk getirir bir oynak ayı bulur, oynatmaya başlar nafakasını öyle öyle çıkarmaya çalışır.

“ Haydi oyna Karaoğlan, yandan yandan, ordan burdan , şoordan şurdan” derken aman Allah tanıdık bir Nevşehirli. Adamda bunu tanır. Eğer memlekette bu olanları anlatırsa reklâm olacak, rezil olacaktır. Bizimki hemen ayıyı oynattığı müziğin sözlerini değiştirerek;

“Gençlenme de yaren gençlenme,

Memlekete varınca da gençlenme,

Dığalar zanmasın gençlenme,

Nevşehir’e varınca gençlenme.” Diye müziğini sürdürür. Birçok Nevşehirli bilir bu olayı hadi bilmeyenlere de biz duyuralım. Tabi adını vermeden.

Birkaç örnek vermek isterim. Geder; Eşek, Haklı ; Eşek, Yeken; para, Ayik; iyi, Cığır; kadın eş, Tımıslamak; uyumak. Naille mardı ; Orada olup da haberi bilmemesi gereken kimse, Gençlenme; Söyleme, Dığa;tanıdık, zanmak; Sanmak.

Kale Mahallesinden Nevşehir manzarası. 1940 lı yıllar.

Ürgüp den manzaralar.

Eğitim Gönüllülerdi ile Ürgüp gezimiz.