NEVŞEHİR’DE YAŞANMIŞ GÜLMELİK OLAYLAR
AH YARAMAZ KARGALAR
Kargalar bilinenden beridir yuvalarını parlak ve renkli objelerle süsleme merakları vardır. Hani derler ya “Renkler ve zevkler tartışılmaz” Bu da kargaların işi ne diyeceksin.
Bunun yanında insanlarımızda da bir zamanlar altın diş taktırma merakı vardı. Bu adedi yaşları 60 ve üstü herkes bilir. Hatta atının ağzındaki dişleri bile altın kaplama yapan bir insanımız bile varmış. Nevşehir’de bu olayı çok abartmalı bulan bile vardı. Zira savaşlardan çıkmış memleketimizde hatırı sayılı bir para imiş. Dedim ya; Zevkler ve renkler tartışılmaz…
Rahmetli Niyazi Dayımda altından kaplama damak yaptırmış.
Bir gün yengemle bağa çalışmaya gitmişler. Ağzım hava alsın diye damağı çıkartıp, Kayısı ağacının kalın dallına koymuş. Çalışırken bir karganın bağırıp çağrışıp bağda uçtuğunu görünce hemen damak dişine koşmaya başlamış. Kargada oraya doğru uçuyormuş. Yetişmesine ramak kalmışken karga damağı alıp kaçmış. Dayım kargaya önce yalvarıyormuş.
-Aman karga yapma şunu bana getir ver.
Karga laf dinler mi! Elbette uçup gitmiş. Bu sefer arkasından küfür etmiş, sinirlenmiş ama nafile… Altın diş merakı orda bitmiş. Gitmiş yeni altın kaplama olmayan damağı tekrar yaptırmış. (Niyazi dayımdan dinledim.)
YANLIŞ OTOBÜSE BİNMEK
Eski hükümet binasının karşısında Kervansaray otobüs yazıhanesi, hemen yanında da güler yüzlü şakacı ayakkabıcı Nadi amcanın dükkânı vardı. Nevşehir sakin günlerinden birini daha karşılamaya hazırlanıyordu. Kervansaray yazıhanesine otobüs yanaşmış, Nadi amca dükkânı açmış sakince etrafa bakıyordu.
Otobüsten daha uykusunu alamamış bir kişi şaşkınca etrafa bakıyordu. Tabii ki bu durum Nadi amcanın da dikkatinden kaçmamıştı. Adam heyecan içinde;
- Yav burada deniz olacaktı.
- Efendim ruhsatını iptal ettiler ve denizi buradan kaldırdılar.
Adamın bu seferde Atatürk heykeli dikkatini çekmişti.
- Atatürk’ün heykelindeki at şaha kalkmıştı. Bu neden böyle duruyor.
- Haftada bir gün dinlenme hakkı verildi. Sende bu güne denk geldin.
- Allah Allah ben neler yaşıyorum böyle…
- Kardeşim sen Samsun’a mı gidecektin, galiba yanlış otobüse bindin. Burası Nevşehir.
Adamcağız önce sakinleştirilir,. Yemek yedirildikten sonra otobüsle tekrar göndermişler.
KURŞUNLU CAMİDE BİR SABAH NAMAZI
Kurşunlu camii de namaz kılmak ayrı bir zevkti. Hele sabah namazlarında alçı vitraylardan yapılmış rengârenk ışıkların içerisini doldurması çok güzel görüntüler vermektedir. Yaz sabahı olması hasebiyle kapıdaki kalın örtüde aralanmış, taze çimen ve ağaç kokuları da bu güzel seremoniye katılmışlardı. Cemaat, sabah namazının farzını kılıyordu.
Tam o sırada kapıyı açık gören bir köpek peyda olur. İnsanoğluna sevgisini sadakatini göstermek için en arka saftaki cemaatin birine sırtını sürter. Adam rahatsız olarak yavaşça hoşt hoşt diye seslenir. Hemen yanındaki adam yine yavaşça;
- Namazda konuşulmaz sus, Namazın bozulur.
- Öteki adam ise;
- Yok canım sanki senin namazın bozulmaz mı?
CENAZE YIKAMAK
Yeni hocalığa başlamış genç bir insan. Köyde cenaze var. Hocadan cenazenin yıkanıp hazırlanmasını istemişler. Hoca ölüden korkan birisi, huydur ayıplanmaz kınanmaz. Mevtanın cellât gibi çocukları çok ısrarcı, adam ne yaptıysa vaz geçirtememiş. Sonunda ırmağın kenarına bir örtü yapılıp ve yalnız kendisinin yıkaması gerektiğini kabul ettirmiş.
Hoca mevtayı yıkarken ırmağa düşürür, su da cenazeyi alıp götürür. Hoca korkudan ne yapacağını, ne söyleyeceğini şaşırır ve cenaze sahiplerine;
- Melekler aldı götürdü ben de baka kaldım. Derken korku, heyecan yüzünde açıkça okunuyordu.
Mevtanın eşi bu durumu rüyasında gördüğünü söyler. Orada bir efsane doğuyordu. Tekbir getirenler, salâvat çekenler… Derken köye jandarma gelir ve ırmağın aşağılarında bir cenaze bulunduğunu söylerler. Cenazeyi de getirmişler. Herkes hocanın yüzüne sinirli sinirli bakmaktadır.
- Niye bana öyle bakıyorsunuz. Bir vukuatı açığa çıkmış ve melekler cenazeyi suya atmıştır.
BİRİ TUTTUMU BARİİ.
Hacı Nadi bir iş için Ankara’ya gitmişti. Bir yere yetişe bilmek için mahalle aralarından geçerken bir grup gençle karşılaşır. Duruşlarını beğenmez, siyasi görüşlerini de belli edecek hiçbir emareleri de yoktu. 12 Eylül öncesi her yer zaten bela kokuyordu.
Hacı Nadi bu gençleri görünce alel acele yolunu değiştir i verir. Lâkin gençler bu hareketi çoktan görmüştü. “Gel bakalım hacım! Nereye böyle”
Hacı Nadi istemeye istemeye gençlerin yanına varır.
“Hayırdır! Ne diyonuz.” Gençlerden biri; “Bizi görünce hemen yolunu değiştirdin. Hayırdır, senin siyasi görüşün ne hadi bize söyle bakalım.”
“Bende siyasi görüş mü kalmış, Dört oğlum var. Biri Erbakancı, biri Türkeşçi, diğer ikisi de solcu, solcu olanlar birbirleriyle didişip dururlar.” “Başka bir sorunuz var mı?”
Gençler bu hazır cevaba gülümsüyorlardı. Bu sefer de Hacı Nadi kızmıştı.
“Biri duttu değil mi?” Gençlerden biri; “Duttu hacım, duttu.”
MEŞHUR OLMANIN EN KISA YOLU
Şakaları ile tanınan İhsan ağabeyimizi çarşıda yürürken görmüştüm. Herkes ona bakıyordu. Zira saçlarını yeşile boyamıştı. Hemen yanına vardım,
“Ne yaptım İhsan Ağabeyim. Saçını boyamışsın, herkes sana bakıyor.”
“Onca yıl bu şehirde yaşadım Bahadırım, kimsenin dikkatini bile çekemedim. Saçımı yeşile boyadım. Gördüğün gibi herkes bana bakıyor, meşhur olmak bu kadar kolay olmamalıydı.
GEL Bİ DAA ÇAY İÇ
Adamın biri misafirlikte çay içiyorlarmış. Servisler hızla çalışıyormuş. Misafir boş bardağı uzatırken “Acaba bi da çay içsem mi ki” demiş. Hemen arkadaşı oradan çıkışmış. “Tam beş bardak içtin, istersen tazelesinler.”
BİRİ KURUDAN GİDER BİRİ YAŞDAN
Memurun tayini Nevşehir’e çıkmıştı. Bahçeli bir ev kiralamıştı. Üst katta ev sahibi hacıağan oturuyor alt katta ise bizim memur… Memurun alışkanlığı olacak ki, tatil günlerinde balkonunda çilingir sofrasını kurup içkisini içermiş. Hacıağan ise bahçe ile uğraşırken ister istemez kiracısının içki içtiğin görür ve sofranıp dururmuş. Memur sonunda dayanamamış ve hacıağana seslenmiş; Hacım niye kızıyorsun, sen bu meredin kurusunu atıyorsun ben de yaşını içiyorum. Merak etme eğer bu bir suçsa seninle aynı kapıda zaten buluşacağız.
NOT: Eskiden panarjin diye bir ilaç vardı. Halk ona hacı hapı derdi.
VAY BABO VAY
Erzurum asıllı yaşlı bir adam vardı. Zaten sempatik olan bu adamcağıza dostları babo diye seslenirdi. Kendisi de zaten bu kelimeyi sıkça kullanırdı. Bir dükkânda denk gelmiştim. Dükkânda ayrıca yaşı sekseni çoktan devirmiş bir sanatçı da vardı. Yöremizde sevdiğimiz kişilere özellikle yaşça küçüklere “Guzum, ağzını yediğim “Diye hitap ederler. Yaşlı ağabeyimizde bu adama babo dememişte böyle söylemiş. Neyse sanatkâr ağabeyimiz çıkıp gitti. Çıkıp gitti de babonun yüzü asıktı. Dükkan sahibi, Hayırdır babo canın mı sıkkın. Diye sordu. “Babo niye canım sıkılmasın, bana kuzum dedi, beni hayvan etti, koyun etti. Yetmedi azını yiyim dedi beni avrat etti. Tabii ki canım sıkıldı.”
BİR ONBİRLİ HİKÂYESİ
Kamyonların sıklıkla uğradığı yakın bir köyümüzdeyiz. Hani derler ya, köyün delisi diye… Orada da varmış bir tane… Ayarsız insanlarımızda sağ olsunlar her yerde mevcuttur. Tanıdığı 11 li bir şoförü görmüş, hemen köyün delisine “Bu adama küfret, sana harçlık verecektir.”Demiş. Köyün delisi o adama hemen küfür etmiş. Şoför ise; “Vay gadasını aldığım, nasılda güzel sövdü.”Dedikten sonra deliye para vermiş. Böyle zahmetsiz harçlık almak delinin de hoşuna gitmiş. Bu sefer her gördüğü şoföre küfretmeye kalkmış. Köylü deliyi bu huyundan vaz geçirmek için bayağı uğraşmışlardı.
IHLARA FOTOĞRAF ÇEKİMLERİM. 11.07.2008

Garip bir ağaç gövdesi. Ihlara vadisi. Dedeoğlu arşivi.





Ihlara da Antep Fıstığı… Dedeoğlu arşivi

Ihlara vadisinin taban yeşilliği, Dedeoğlu arşıvi.

Ihlara kayalıkları ve kavaklar.Dedeoğlu arşivi

Fotoğraftaki farklı boyut çalışması. Dedeoğlu arşivi

Rahmetli Niyazi dayımın gençliği. Şapka ve bıyık şekli inanın yaşadığı zamanı anlatmaya yetiyor. 1940 lı yıllar diye biliriz. Badem bıyık da denilen bu stil yine aynı yılları anlatıyor. Yeri gelmişken ince bıyık (Ayhan Işık) Kore savaşı yıllarının işareti gibidir. Osmanlı zamanında pala bıyık, kaytan bıyık türleri vardır. Kıyıda köşede bir konu olsa da araştırıp, örnekleriyle yazılmaya değer bir konu olduğunu düşünmekteyim. Badem bıyık yakışmış mı? Evet, yakıştığını söyleye biliriz. Önemli olan kişinin kendisine yakıştırmasıdır. Dedeoğlu arşivi.

Yoruma hiç ihtiyaç duymayan Cennet mekân atamız Hacı Bektaşı Velinin öğütleri. Hacı Bektaş. Dedeoğlu arşivi.

Ihlara vadisinin üstten görünüşü. Mükemmel bir kamuflaja sahip olduğu görülmektedir. İsa Peygambere inananların yöremize sığındığı yıllarda Roma nın çok büyük zulümlerine muhatap olduklarını tarihler yazar. Hatta Roma nın Hıristiyanlığı kabul edip, önceki dinlerinin disiplinlerini ve objelerini Hıristiyanlığa giydirdiklerinde de bazı konular kurgulayıp zulümlerine devam etmişlerdi. Bunun örneğini de Gomeda vadisindeki (Ürgüp) kaya kilisesi bu konuya şahitlik etmektedir. Bu yüzden inanan o masum insanlar vadilerde saklanmak ihtiyacı duymuşlardı. İnancı için cana kıymak, insanoğlunun zalimlerinin en karanlık sabıkalarıdır. Dedeoğlu arşivi.

Pancarlık vadisinin Ortahisar girişi. Çocuklarımızın ve gençlerimizin ufuklarını açmak, yöremizi tanıtmak, tanıtırken; Tarih, jeoloji,botanik ve ora ile ilgili bilimleri yerinde anlatmak, çocuklarımızın gelişmesinde oldukça faydalı olacağına inanıyorum. On küsur yıl önce Eğitim Gönüllülerinde hizmet verirken yapmış olduğumuz çalışmalardan biridir. O günün küçük çocukları günümüzde koskoca yetişkin oldular. Dedeoğlu arşivi

Anadolu yabani Karanfili- Dianthus Anatolicus. Endemik bir türdür. Orta Anadolu da birkaç şehirde bulunmaktadır. Aynı bitkinin pembe renklisiyle de karşılaşmıştım. Bitki kuruduğu zaman bile taç yapraklar renklerini muhafaza etmektedir. Dedeoğlu arşivi

Nevşehir de Elektrik direklerine örnek. Bu görüntülerde tarih olmak üzere… Yer 350 Evler Mahallesi. Dedeoğlu arşivi

Telgraf direkleri yer 350 Evler Mahallesi. Günümüzde Telgraf tarih olsa da ismi hala yaşamaktadır. Günümüzde; Bağda, bahçede, çarşıda kişiye özel telefon ve hattı mevcuttur. Geçmiş zamanda ise, PTT varacaksın, telefonu yazdıracaksın, sıranı bekleyeceksin ancak o zaman telefon görüşmesi yapa biliyordun. Kışın ayazda, gecede telefon daha önemli oluyor. Evden ise hadi Bahadır diyorlar. Tekrar eve dönünce konuştuklarımı heyecan içinde dinliyorlardı. Ev telefonu o zamanlar gerçekten pahalı bir eşya idi. Dedeoğlu arşivi

Camilerde özellikle minarelerdeki kuş evlerine örnek. Nar Kasabası Merkez camii. Kuş evlerine genellikle kırlangıçlar yuva yapardı. Özellikle de ev kırlangıcı dediğimiz küçük boyutta olanları görülürdü. Yeri gelmişken daha büyük boyutta ve siyah renkli dağ kırlangıçları da vardır. Yaz başlarında Afrika’da ki yerlerinden, Nil vadisini takip ederek, Filistin üstünden Anadolu ya gelirler. Dedeoğlu arşivi.