ÇERÇİLİK

Büyük sermayeler istemeyen bir ticaret şekli idi. Bu yüzden insanlarımızın bu mesleği yaygın bir şekilde yaptığını görmekteyiz. Paranın kıt olduğu, kazancın zor olduğu çağlarda bu meslek revaçtaymış. Sadece Bektik Mahallesinde 300 adet çerçinin olduğu söylenir. Keza Karacaşar köyünde de bu sayı oldukça fazla imiş. Çerçi, eşeği ile, varsa at arabası ile köyleri dolaşırmış. Bu küçük ticarette para geçmezmiş, trampa yani mal değiş tokuşu ticaretin ana teması imiş. Trampa ekonomisi İnsanlık tarihinin en eski ticaret şekillerinden biridir. Çerçiler mal varlığı fazla olmayan kişilerdi. Çerçicilik, devamlı açık bir sektördü diye biliriz. Bu nedenle yılın dört mevsiminde devamlı çalışma imkânı olurmuş. Kışın yollar tipi ile kapandığında çerçiler bir köye vasıl olamadıkları zaman hayati tehlikesi bile ola bilirmiş.

Çerçilerin ne alıp sattıklarını sayacak olursak; İğne, iplik, keçiboynuzu, şeker, ayna, tarak, leblebi, ufak tefek cam eşyaları satıp, karşılık olarak da yün, buğday, enek ve köyün durumuna göre yine ürün alırlarmış. İşlemde para olmadığı için, köylü alacağı mal karşılığında bir çinik buğday vermesi köylüye de dokunmazmış.

Çerçiler, kibar, ağzı iyi laf yapar, insanı ve araziyi çok iyi tanırlardı, ekmeğini taştan çıkaran insanlardı. Çerçi, Âşık Yahya aynı zamanda da bir ozan olması, bazen köy odalarında ozanların karşılaşması o günlerin güzel anılarındandı. Keşke oralarda söylenen şiirler, koşmalar kayıt altına alına bilseydi demekten kendimi alamıyorum.

Tanıdığınım çalışan son çerçi Kamil, Okulların önünde; Keçiboynuzu, muşmula, ayva, leblebi, çetene şekeri gibi ufak tefek şeyler satardı. Kâmilin sattığı muşmulalar, ayvalar bize çok tatlı gelirdi. Oysa bağlarımızda bu ağaçlardan zaten vardı ama o tadı veremiyorlardı.

Mahalle aralarında sadece para ile satış yapan insanlar ortaya çıkmaya başladı. Kumaş parçalarından tutunda naylon olan her şeye kadar malzeme satıyorlardı. Suriye iç savaşından hemen önce Suriyelilerde bu seremoniye katılmışlardı. Petrol getirip satıyorlar, şoförü ile beraber araba kiralıyorlar, Anadolu’da Çelik tencere, tava küçük elektrikli eşyalar satıyorlardı. Paramızın ederinden de haberleri yoktu. Bir kaçını uyardık. Neticede adam bilmese de, halk paranın ederini bildiği için harama bulaşıyordu. Tüm bu ara satıcıları bir furya gibi başladı ve bitti.

MODERN ÇERÇİ

Ailevi problemler nedeniyle çok acılar çekmiş Orta Köylü asker arkadaşımla (Mehmet Demir) karşılaşmıştım. Selamdan, kelamdan sonra ne iş yaptığını sormuştum. Orlon ve ucuz örgü iplerini alıyor, köylerde satıyorum. Nevşehir’e alış veriş için geldim. Hadi beraber gidelim demişti. Defolu ipleri, kilo ile satılanları iplik türlerinden çuval çuval aldı. Aldığı iplerin renkleri de çok orijinaldi. Cırt yeşil, mavi, kırmızı… Nevşehir de pek tutmayan renklerdi. Oralarda da o renkler tutuluyormuş. Hani derler ye; Renklerle zevkler tartışılmaz diye… Arkadaşım yaptığı işi anlatıyordu.

“Bunları köylerde satıyorum. Para ile değil ha!, buğdayla, yünle, zerdali ile enek ile değiştiriyorum. Onların da satılacak yerlerini bildiğim için çifte kar ediyorum. Köylerimizde yığın yığın buğday var, batman batman yün var. Tek olmayan para..”

“Desene çerçicilik yapıyorsun.” “Hayır hayır çerçicilik değil, ticaretle uğraşıyorum. Sonra kamyonetle geziyorum. Örgü makineleri da aldım. Sokağın kadınlarına örgü ördürüp satıyorum.”

Aradan bir ki yıl geçmişti. Asker arkadaşımı o zamanlara göre lüks sayılacak özel arabasıyla görmüştüm.

Günümüzde bu işi toptancılar yapıyor. Köy bakkallarına, köylülerimize satmaya çalışıyorlar. Günümüzde trampa yok, sadece para var. Günümüzde ulaşım oldukça gelişmiştir. Köylülerimizin araçları var, köylerimizin dolmuşları var keza köylülerimiz de artık şehirlinin alış veriş yaptığı yerlerden alış verişini yapa biliyor.

Çerçiler zamanında ta Eşme Kaya’ya kadar, Sultan Hanı gibi yerleşkelere de giderlermiş. At arabalarını “Taligi” ( At arabası imalatını yapan kimselere denirmiş) Bu sanat ile uğraşan “Büyük Hacı’nın mahdumları ve Bektik Mahallesinden Şekercilerdir. At arabaları ile Mersin’e hurda bakır götürürler, Mersinden ise turunç ve portakal getirirlermiş. Portakal ve limon pahalı olduğu için herkes alamazmış. Kabukları güzel koktuğu için kurutulurmuş. Kitap çiçeklikleri dediğimiz, kitapların arasına koyulurmuş. Kitapların arasında çok eski yıllara ait olan çiçekler görmüştüm. Kendim de uyguladım. Rahatsızlığını giderip tekrar doğaya saldığım yaban bülbülünün tüyü de bulunmaktaydı

ÇERÇİ İLE İLGİLİ BİR HATIRAM

Duysam kendim de inanmazdım, lâkin gördüm. Çerçiler bitmekteydi. Mahalle aralarında ufak tefek öteberi satan tezgâhlar çıkmıştı. 70’li yılların başındaydı. Evimizin altındaki yola halkımız susa dese de, eski Göre yolu olarak da geçerdi. İstiklal İlk Okurlunun 200 metre berisinde, “Karamanni Bayırından” Belediye’ye kadar hafiften, biraz daha dikçe bayırdı.

Adamcağız tezgâhını cam ürünleriyle doldurmuş, güzel de bir görüntüsü vardı. Sürahiler, cam tabaklar, envai türlü cam bardaklar. Üç tekerlekli tezgâhın en arkasına bir bardak koymuş, içinde çiçekler bulunuyor. Araba dursun diye de ön tekerleğin altında da takoz görevi yapsın diye ufak bir taş duruyordu. Adamcağız bir kapının önünde kadınlara sattığı malları anlatıyordu.

O sırada arkalardan bağlıklar gelmeye başladı. Bir eşek kaçmıştı. Kaçmak eşeklerin baş marifetlerinden biri idi. Eşek koşarak geldi üçtekerli arabanın yanında durdu. Bardaktaki çiçekler sanırım ilgisini çekmişti. Adam hala bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Nasıl oldu bilinmez, eşek arabaya burnu ile vurdu. Araba takozdan kurtulmuş, bayır aşağı hızlanarak inmeye başlamıştı. Adam fark eder etmez arabayı durdurmak için koşmaya başlamıştı. Bizler izliyorduk. Eşekte izliyordu.

Eski Yetiştirme Yurdunun karşısında, özlere inen Değirmen sokak bulunur. Susa istikametinde gittikçe dikleşen bir duvar bulunmaktaydı. Üç tekerlekli araba o hızla Saniye Nenemin duvarına çarpması bir oldu. Camlar kırılmıştı.

Bizler hemen oraya vardık. Adamı teselli etmeye çalışıyorduk. Adam ağlıyordu. Bir de ne göreyim, kaçan eşekte orada adeta marifetini görmeye gelmiş uslu uslu duruyordu. Bir ara eşekle satıcı göz göze geldiler. Ocağımı batırdın namussuz hayvan demesi ile eşeğe yumruk attı. Eşek düştü bayıldı. Tam o sırada da eşeği yakalamaya çalışan genç bir kız gelmişti. “Eşeğimi öldürdün, eşeğimi öldürdün” Diye kavgayı başlattı. Neyse eşek ayıldı. Eşeğin sahibi eşeğini alıp gitti. Oradaki kalabalıkta dağılmıştı. Eminim o tezgâh sahibi bu olayı hiç unutmamıştır.

Şimdi de eski çerçilerden Aşık Yahya’nın bir şiirine kulak verelim.

Darlıktan şikâyet eden bazı efendi

Birazda iktisat yapsan olmaz mı?

Tırısa kalkmış dörtnal gidiyor

Doğruca yoluna gitsen olmaz mı?

Sabah kalkınca dükkânı sorar

Dükkân, çarşı demez hiç durmaz gezer

Veresi almaya ipekli arar

Yerli keteninden alsan olmaz mı?

Bir bayram sırasında hazırlanmış tak.

Satranç turnuvasından sonra kupa töreni. Ekrem Kürekli hocam ile…Fotoğrafın özelliği geçmiş zamanları sabitleyip sunmasında ve tarihe kayıt geçmesindedir. Kupa alan o çocuk bu gün Üniversiteyi bitirmiş bir işletme sahibidir. Bende bir satranççı olarak tüm çocuklarımıza bu sporu tavsiye ederim.

Namı değer sarıçiçek. Türkü ye de konu da olsa bu çiçeğin esas özelliği kitap çiçekliklerini başlatan çiçeklerdendir. Kitabın arasına konan bu çiçek, kitabın çeşitli haşaratlar tarafından zarar görmesini önlemektedir. Bu bilgi ve uygulama atamız Osmanlı dan kalmadır. Bir zamanlar kitapların çok okunduğu yıllarda okunan kitapların okunduğu yıllarda açan çiçeklerle süslenirdi. Birçoğu o güne ait bir anı taşımaktaydı. Düşünün, 1950 li yıllarda açmış bir menekşe, yıllar sonra o çiçeği bakmak size o günü hatırlatacaktır. Güzel bir nostalji olduğuna inanıyorum.

Nevşehir de evlerin yıkılmasıyla toplanan taşların Göreme de istiflenme fotoğrafı. Bu taşların maddi bir getirisi varsa ki, elbette var. Bu taşları niye belediyemiz toplamadı diye düşünüyorum.

Çivit otu- İsatis Fulorabunda. Küçük dağ mevkiinde konaçlanmış. Ben bu bitkiye Fenerbahçeli derim. Çiçekleri fotoğrafta görüldüğü gibi sarı olan bu bitkinin yaprak mayalanmasından da lacivert- mavi renk elde edilmektedir.

Ürgüp tepelerinden Kayseri yolunun görünümü. Uçsuz bucaksız bozkırlar.