SEVGİSİZ BÜYÜYEN SEVGİSİZ YAŞAR
HANİBALLAR-DİKTATÖRLER- TİRANLAR
Bu makalem doğrudan yöremi ilgilendirmese de, dünyamızın en önde gelen problemlerini oluşturmaktadır. Hele bu gibi insanların ülkeleri hakkında söz sahibi olması, devletinin “Paramiliter” bir devlet haline gelmesini sağlamasının yanında, hem kendi insanlarını, hem de bunlardan zarar görme ihtimali olan insanların canını yakacaktır.
Her insan gördüğünü bilir, örneğini ona göre alır. Çocuk psikolojisinde 0-6 yaş aralığı bunun için çok önemlidir. Terbiyenin ve eğitimin en temel taşları da bu yaş aralığında verildiği söylenmektedir. Bu yaşlardan sonraki gelişmeler çocuğun almış olduğu eğitim çeşidini zenginleştirmeden öteye gidemez. Burada önemli olan ailelerin, çocuklarının hard disklerine neler yerleştirdiğidir. Dövüş kavgamı, aile içi şiddet mi?, sevgi saygımı yoksa koskoca bir ego mu? Hani derler ya; “Ne ekersen onu biçersin.” Bu arada olumsuz ortamlarda yetişip hayatında başarılı olmuş kimseler de vardır.
Çocuklara yapılan haksızlıklar, azarlamalar gibi davranışlar karşısında sessiz kalmaları tüm bunları içinde biriktiriyor anlamına da gelir. Kızılderili mitinde insanın içinde iki köpek olduğuna ve bu köpeklerin devamlı birbiriyle ölümüne kavga ettiklerine inanılır. Beyaz köpek iyiliği, kara köpek kötülüğü temsil edermiş. O bedenin sahibi hangi köpeği daha iyi besler ve severse o köpekle dost olurmuş. Sevmediği köpek ya üzgün bir şekilde yaşar ya da o bedeni terk edip gidermiş. Aslında Kızılderili bilgeler insan psikolojisinin temelini çok güzel bir şekilde tarif etmişler. Şuna inanıyorum ki, o bedenin sevdiği köpekte sahibine sonuna kadar sadık kalıyordur.
Kara köpekle dost olursa; Beden onu beslerse, o da fitne fesatla sahibini besleyeceği bir gerçektir. Beden ta çocukluğundan beri aldığı fitne fesatları paranoyak planlara da çevirme becerisine sahip olur. Bedenin beyni sadece “Ben” merkezli çalışır. Devamlı böyle düşündüğü için inanın beyni de çok kıvrak çalışır. O beden toplum içinde yaşayacak. Toplum ise o beden için devasa bir laboratuar görevi görecektir. Birde bu tiplerin özelliklerindendir. Çevresinde efendi, kibar bir insan olarak tanınmayı da bilirler. Psikologlar özellikle seri katilleri incelerken ta çocukluğundan başlamaları tesadüf olmasa gerekti. İnsanlarımız; Usul-fuuri olsun, komşuluk, akrabalık, iş yerleri yani kısacası tüm toplum bir arada yaşamaktadır. Çocuklar eğitilirken, büyüklerde davranışlarıyla iyiye veya kötüye örnek olmaktadırlar. Kibir, İlkel benlik, aşağılık duygusu, ezik yaşama, bitmek tükenmek bilmeyen bir hırs bu kötü duyguların alt basamaklarıyla birleşerek ya insanı bir hanibala çevirir ya da çürüterek öldürür. Uyuşturucu kullanan insanlar, kumara, alkolizme meyil etmiş insanlar genelde kendiyle barışık olmayan insanlardır.
Haniballar genelde anti demokratik toplumlarda hem kolay yetişmekte hem de çabuk yükselmektedir. Toplumların dikkati nazara almadığı bu psikolojik olgular karşımıza sosyal yıkımlar olarak çıkmaktadır. Hanibal Tarihte Roma ile savaşmış Kuzey Afrika’da yaşayan, ordusunda fillerin olduğu devletin kralının adıdır. Avrupa nın, özelliklede Romanın tekerine taş koyduğu için kötü ve tehlikenin adı olmuştur. Hanibal; Topluma zarar veren, kendi bitmek tükenmek bilmeyen egolarını en ince düşüncelerle gerçekleştirmeye çalışan, paranoyaklıkta zirveleri zorlayan, hasta ruhlu, bilmem kaç kişilikli tehlikeli insan görünümündeki yaratıklardır.
Bu gibi tipler binlerce yıldan beridir insan görünümleriyle zaten yaşamaktadır. Bunlar bazen kralda ola bilmektedir. Bu gibi arızalı ruhlar liyakatsiz ve despot idarelerin bulunduğu toplumlarda hızla yükselirler. Prens Vlademir namı değer Kazıklı Voyvoda buna en çarpıcı örneklerden birini teşkil etmektedir. Zahir, bu öldükten sonra da kendisine vampir yakıştırması yapılmıştı. Oysa prens vlademir Osmanlı sarayında en üst düzeyde Fatih Sultan Mehmet le eğitim almış, onunla arkadaşlık yapmış bir kimse idi.
Hasan Sabbah’da aynı düşüncelere sahip hasta bir insandı. Keza Hasan Sabbah da Selçuklu saraylarında yetişmiş ve eğitilmiş bir nankördü. Aldığı eğitimleri kendisini yetiştirenlere karşı kullanması, ruhunun ezikliğini göstermektedir. Gazne sarayında kendine yaşam imkânı bulmuş İran lı Firdevsi keza İran tarihini yüceltmek , yiğit Alper Tunga yı yenmek için yine Türk soylu Zal oğlu Rüstem hikâyesini yazmıştı. (Alper Tunga Destanı) İran ordularını yenen Tomris hatun, Alper Tunga nın torunudur. Bu gibi örnekler bilinse de Yakın tarihte Adolf Hitler gibi Stalin gibi hasta ruhlu liderlerle de karşılaşılmaktadır. Bunlar bilinenlere örneklerdir. Birde bilinmeyenler vardır ki, halkların arasında birçok paranoyak ruhlular insanlara zararlar vermiştir.
Sinema tarihinde; Kuzuların sessizliği (1991), Hannibal (2001) gibi filmlerde böyle konuların oldukça ince bir şekilde işlendiğini görüyoruz.
Tüm bu tiranlara, Hanniballara, gespotlara, diktatörlere ve ismi duyulmayan hasta ruhlulara baktığımızda sağlam bir ortak payda buluyoruz. Bu da çocuklukların sevgiden uzak bir şekilde yaşamalarıdır. Ezilerek büyümeleri; Kinlerini, nefretlerini kendilerine göre iyi bir şekilde besleye bilmeleridir. Günün birinde tüm bu çektiklerinin intikamlarını alacaklarına inanırlar.
Oysa ruh yapısı sağlam çocuklarda hayatın böyle ortamlarında pişerler. Kamil insan olurlar. Kötülüğü kıymetsizleştirerek yok etmesini bilirler. İyiliği galip getirmek için çalışırlar, ya da bir huzur limanına sığınır ve kalan günlerini mutlu bir şekilde yaşamaya çalışırlar.
Hannibal veya Hanniballar la mücadele ebetteki eğitimle aşıla bilir. Ceza insana değil suça verilir. O suçu işleyen beden de cezadan payını alır. Bu yol suça meyilli insanları suçtan vaz geçirmek için tarih boyu uygulanan bir sistem olmuştur.
Suç ve ceza olayını yöresel tarihimizden bir örnek verelim. Cumhuriyetin ilk yıllarında İlfat (Rifat ) nam eşkıya yakalanır. Zira suç dosyası oldukça kabarıktır. Soygunlar, gasp ve cinayet suçları işlemiştir. Bu suçlar onu idama mahkûm etmiştir. İnfaz yeri; Belediye Caddesi o zamanlar buğday pazarı olan yerdi. Günümüzde araç park alanı olarak kullanılmaktadır. Bir deyişle İbrahim Paşa hamamı altı… Eşkıya İlfat’ın mahkemesi bitmiş, hükmü verilmiş bir suçluydu.
Türlü olaylardan sonra infazı gerçekleşir. İşlediği suçlar sırtına ve döşüne iliştirilir ki, aleniyet olsun. Bu olayı eski bir Nevşehirli şöyle anlattı. Suça meyilli kişilerin tam siper yaptığını gördük. Kabadayı vaari davranışlar uzunca bir süre görülmedi demişti.
Zaten Nevşehir’de böyle olaylar çok nadir görülürdü. İnsan ilk önce eğitimini ailesinden alır. Aile eğitim işte bu nedenden dolayı oldukça önemlidir. Vatandaş hayatı kendisi yaşasa da, ailesine karşı, ele âleme karşı davranışlarına dikkat ederdi. Bu konu hakkında da sizlerle bir yaşanmışlığı paylaşalım.
Rahmetli Babaannem bazen hatıralarını anlatırken; “Çok fener tuttum.” Derdi. Kendisinden bunu anlatmasını istedim. Yer Beddik Mahallesi, nasılsa deli bozuk bir genç topluma uymayan hareketlerde bulunduğunda kesinlikle ihtar edilirmiş. Anlamadı. Sokağın ve Mahallenin ileri gelenleri bu gence nasihatte bulunurmuş. Ayrıca Bir derdi olup olmadığı sorulur ve soruşturulurmuş. Varsa sıkıntının çözümü hakkında aile ve o insanımızla bu mesele çözülmeye çalışılırmış. Toplum suçluya katma değer kattığında, suçludan da bundan sonraki için söz alınması ihmal edilmezmiş.
Yine durmadı diyelim. Mahallenin ileri gelenleri (İmam, varsa öğretmen, yaşlılar, gaziler, halkla alakadar ve iyi insan bilinen zengin kimseler, komşular, aile yakınları) yine toplanır. Suçlunun en yakın arkadaşları çağrılır, akşamın karanlığında, genç gelinlerin tuttuğu fener ışığında suçlu arkadaşlarına dövdürülürmüş. Tüm bunlara rağmen yine olmazsa, polise haber verilir ve devreden çekilirlermiş.
Bir aday suçlunun tam 4-5 tane süzgeçten geçip polise teslim edilmesi sosyal bir dayanışmadır. Derdinin, sıkıntısının sorulması ve halledilmeye çalışılması sosyal bir farkında lık tır. Suçlu süzgeçlerden dönerse, toplum yine en canı gönülden içine almayı ve kendisinden saymayı bilirmiş.
Nevşehir bunları yaşamış. Çocuk ve genç eğitimi hususunda da daha çözümsel düşünmüşler. Şöyle ki, Çocuk esnaf olacaksa Esnaf terbiyesi üzerinde yoğunlaştırılırmış. Sanatkâr veya Zanaat sahibi olacaksa sanat terbiyesi, hiçbir işte çalışmayıp, bağı ile bahçesi ile meşgul olan kesim veya sadece kendi hayatını yaşayacaksa Aile terbiyesine ait olurmuş. Günümüzde hepsine birden eğitim diyoruz. Biraz da analitik düşünsek demeden kendimi alamıyorum. Zira bu sistemler başarılı olmuştu… Yazılı tarihimizde yazılmayan aile kardeşliği vardı ki, toplumu pekiştiriyordu. Kıtlıklar, savaş yılları, varlıklar, yokluklar nasıl aşıldı dersiniz.
Günümüzde hayat iyice farklılaştı. İnsanlar umarsızlaşıp sadece nefislerini yaşamaya çalışıyorlar. Yine canlarının sıkıldığı her hallerinden belli oluyor. Bu durum sadece yurdumuza münhasır da değildir. Zira tüm dünya aynı dertten muzdariptir. Nüfusların artması, üretimlerin azalması, Milli gelirlerin hakkaniyet le dağıtılmaması, işsiz kitlelerin artmasına neden olmaktadır. Suç oranları da, eğitimsizliğin, çeşitli göçlerin nedenleriyle artarak artmasına neden olmaktadır.
Toplumun yapısı dört ayaktan oluşmaktadır. Birincisi bireyin kendisidir. İkincisi aile, üçüncüsü muhatap toplum (Okuyorsa okul, yaşadığı çevre, mahal vs.) Dördüncüsü sistemdir. Halkımızı eğitmek için elbette ki her bölümde çözümler bulunmaktadır. Askerlik hizmetinde ve hapishanelerde böyle fırsatlar bulunmaktadır. Böyle toplumsal yerlerde bu hizmetlerin verilip verilmediğini bilmiyorum. Ülkem aile eğitiminin üzerinden gelebilir. En azından temel bilgiler verile bilir. Okul müfredatlarına, İlkokuldan üniversiteye kadar ders olarak kona bilirdi. Buluğ çağındaki bazı çocukların çok aşırı bir arkadaş canlısı olduğunu görürsek, ailede yeteri kadar sevilip sayılmadığı kanaatine varmamız zor değildir. Geçen üç yaşlarındaki bir çocuğun an az iki metrelik bir duvarın üzerinde oynadığını gördüm. Acaba çocuğa mı yazık yoksa ailesine mi? İşte hanniballar böyle yetişiyor. Değer verilmeyen çocuklar, çalınmış kaybolmuş çocukluk yılları… Ölürse ölüyor, kalırsa toplumda idare edip duruyor. Bunların en masumları, kendi çocuklarına, eşlerine yapacağını yapıyor. Oysa çocuklar aileler için en kıymetli değerlerdir. Yaratanın insanlara ve diğer canlılara verdiği lütfü keremdir. Şükür edip, Allahın verdiği bu canları sevip sahip çıkmak, canlılara verilmiş ruhi bir aşktır. Bunun kıymetini çocuğu olmayan ailelere sormak gerekir.
Göz bakar durur. Bakmak ayrı bir olay, görmek ayrı bir olay… Görünce bir şeyler yapmak veya çalışmak da işin ulvi tarafıdır. Bir vatandaş için, duyarlı vatandaş olmanın yanında bu durumlar devlet kurumları için birer görevdir.
Son günlerde karşılaştığım iki olayı sizlerle paylaşmak isterim. İlki, sanat atölyem civarında efendi kılıklı bir çocuk bulduğu bir kaplumbağa yavrusunun kollarını ve bacaklarını nacak ile kesmiş ve hayvanı bırakmış. İkincisi ise hızla kaçan bir kedi yavrusu gördüm. Bir ilköğretim öğrencisi onu kovalıyordu. Yakaladı ve tekmelemeye başladı. Kedi figan feryat ne yaptığını bilmez bir şekildeydi. Bende bayramlık ağzımı açtım ve çocuğa bağırmaya başlayınca çocuk kaçtı. Kedi ne yaptı bilmiyorum.
Bizim tertemiz bir kültürümüz vardır. Dağda bayırda rast geldiğimiz kaplumbağaları varsa kenelerinden kurtarırız. Bu sayede kenelerin yöremizde değişik bir alt türü olup olmadığını da kontrol ederiz. Kedilere köpeklere su ve yiyecek koyarız. Ta buğday pazarından kuşlara verilmek üzere kırık buğday aldığım günlerimiz vardır. Kedilerin, köpeklerin biz insanlara nasıl baktığına bilmem hiç dikkat ettiniz mi? Adeta; “ Sen bana nasıl zarar vereceksin ey iki ayaklı insanoğlu.” Demektedir. Son günlerde hayvanlara zarar verenlerin cezalandırılması olumlu bir adımdır.
Paranoyaklıkla hayvan eziyetlerinin alakası, hayvanların sessiz varlıklar olmasındandır. Hannibalların hayvanlar üzerinde etüt yaptığını ve hasta ruhlarını doyurduklarını tahmin etmek hiç de zor değildir. İnsanların bu konulara da duyarlılığı gün geçtikçe çoğalması hayvan haklarına saygıyı da gündeme getirmiştir. Her şeyi düzeltmek için elbette bir adım yetmeyecektir.
Geçmişten günümüze o kadar çok hikâye var ki, kötülük bir zincir gibidir. Bir halkası kopsa öteki kısımlarda ayakta kalamaz. Eşek dövmeleri, kedi köpek taşlamaları, hayvan kesmeye pek meraklı oluşları ve bundan çok zevk almaları sorarım size düzgün bir ruhun amelleri mi?
Türkiye Büyük Millet Meclisinin, kişisel ve partizan tartışmalarından sıyrılarak aile eğitimi, ana-baba eğitimi üzerinde ciddi çalışmalar ve uygulamalar yapması dileğimle.

Raşit Bey Mahallesinde yıkımlar yapılırken bizde çekimlere gitmiştik. Pencereden bizi selamlayan bir büyüğümüz. Dedeoğlu arşivi

Nar, Kadirah ın üstlerinde, bir değirmen kalıntısı. Altta görünen yeşillikli yer Kadirah tır. Arka fon ise Nar dır. Tepelerdeki otların sararmış olması, buna rağmen deredeki ağaçların yemyeşil olması taban suyunun varlığını göstermektedir. Bu görüntüyle bu değirmene suyun nereden geldiğini çözmek zor olsa gerekti. Dedeoğlu arşivi.

Kalenin altındaki mağara girişleri. Cingi taşlar (Bazalt) ve tüf kayalar. Bölge hemen hemen bütün bu dağ yapılarıyla doludur. Başka bir deyişle henüz peri bacası oluşmamış halleri de diye biliriz. Peri bacaların ın daha küçük yapılar olduğunu da düşüne biliriz. Böyle yapılara bir mühendis “Su kayaları” demişti. Dedeoğlu arşivi.

Kadirah ın üzerinde birbirlerine yakın iki değirmenin görünümü. Değirmenlerin tarihi bir yapıt olarak yerinde korunması gerektiğine inanıyorum. Dedeoğlu arşivi.

Kadirah ın üzerindeki bir zaman ın özleri. Dedeoğlu arşivi.

Potinella minik sarıçiçekleri ve Ceylan gözü de denen kandamlası da denen küçük kırmızı çiçekler. İlk baharın ilk günlerinde çiçeklenirler. Göre Mezarlığı. Dedeoğlu arşivi

Aşıklı Dağında yalnız bir ağaç. Dedeoğlu arşivi.

1930 lu yıllarda Borus Çayı ve ailemiz. Dedeoğlu arşivi.

Cumhuriyet Mahallesinde bir anız yangını. Dedeoğlu arşivi.

Uyuz pınarından su dolan vatandaşlarımız. Dedeoğlu arşivi.