Körfez’deki Sessiz İşgal: Sarayların Suskunluğu, Halkların Utancı

Ortadoğu’nun kalbine baktığınızda insanın aklına tek bir soru geliyor: Bu gerçekten bağımsız devletlerin coğrafyası mı, yoksa devasa bir askeri üsler zinciri mi?

Bugün Körfez ülkelerinin haritasına bakın. Çöllerin ortasında yükselen gökdelenler, lüks oteller ve petrol kuleleri kadar, başka bir şey daha göze çarpıyor: Amerikan askeri varlığı. Kara üsleri, deniz üsleri, hava üsleri… Devasa kamplar… Radar sistemleri… Casus kubbeleri… Mühimmat depoları…

On binlerce Amerikan askeri bu topraklarda konuşlanmış durumda. Modern savaş uçakları filoları, yakıt ikmal uçakları, füze sistemleri ve tonlarca mühimmat… Bunların hepsi Arap ve Müslüman ülkelerin topraklarında.

Peki soralım:

Bu nasıl oldu?

Bu topraklar işgal mi edildi?

Hayır.

Savaşla mı alındı?

Hayır.

Kapılar zorla mı açıldı?

Hayır.

Kapılar bizzat saraylar tarafından açıldı.

Krallar, prensler ve şeyhler tarafından.

Halklarından gizlenen anlaşmalarla…

Petrol ve güvenlik bahanesiyle…

“Koruma” adı altında bağımsızlıklarını teslim ederek.

Bugün Körfez’deki bazı ülkeler öyle bir noktaya gelmiş durumda ki, başkentlerin ortasında yabancı askeri üsler var. Bu üsler sadece savunma amaçlı değil; bölgeye yön veren, savaş planlayan ve operasyon yürüten merkezler.

Ve en acı soru burada başlıyor:

Bu kadar üs…

Bu kadar askeri güç…

Bu kadar siyasi yakınlık…

Gazze’de akan kanı durdurmaya neden yetmedi?

Yıllardır Amerika ile en yakın ilişkileri kuran bu yönetimler, Gazze’deki çocukların üzerine bombalar yağarken tek bir somut adım atabildi mi?

Gazze kuşatma altındayken…

Bir şişe suyun girmesi için bile Rafah kapısını bir saatliğine açtırabildiler mi?

Hayır.

Bu sarayların Amerika üzerindeki “etkisi”, Gazze’deki bir çocuğun susuzluğunu bile gidermeye yetmedi.

Ama aynı topraklar bugün ne için kullanılıyor?

Yeni savaş planları için.

Yeni saldırılar için.

Yeni jeopolitik hesaplar için.

Üstelik bu üslerin bir kısmı artık İran’a karşı olası saldırıların merkezleri olarak konuşuluyor.

Yani mesele artık sadece Gazze değil.

Mesele egemenlik.

Mesele onur.

Mesele kendi topraklarında misafir mi, yoksa ev sahibi mi olduğun sorusu.

Bir milletin toprağı, başkasının askeri üssüne dönüşmüşse…

Bir ülkenin güvenliği, başka bir ülkenin ordusuna emanet edilmişse…

Bir yönetim, halkının değil yabancı güçlerin çıkarlarını öncelemeye başlamışsa…

Orada bağımsızlıktan söz etmek zorlaşır.

Bugün Ortadoğu’nun en büyük trajedilerinden biri budur:

Petrol zengini sarayların, siyasi fakirliği.

Servet var.

Gökdelen var.

Lüks var.

Ama irade yok.

Tarih bu dönemi yazarken muhtemelen şu soruyu soracak:

Gazze yanarken,

Ortadoğu kan ağlarken,

Müslüman halklar acı çekerken…

Bu saraylar ne yaptı?

Ve belki de en ağır cümle şu olacak:

Kapıları düşman çalmadı…

Kapılar içeriden açıldı.

Satıldı.

Tuncay Dalcı