LALE DEVRİ , ŞU BU...DEDİKODU...

'' Hocam, biliyor musunuz, Padişah 3. Ahmed'in tahttan indirilmesi ve Damad İbrahim Paşa'nın idamından sonra binlerce, onbinlerce yağmacı, çapulcu, vahşi serseri İstanbul'daki yalıları, sarayları, konakları yakıp yıktıktan sonra Üsküdar'a geçip, yürümeğe başlamışlar. ''

'' Amaçları neymiş ? ''

'' Damad İbrahim Paşa Muşkara Köyünü Nevşehir adıyla şehir haline getirmişti ya. ''

'' Anladım. Gelip buraya yerleşecekler. ''

'' Hayııır ! İstanbul'dan başka yerde yaşayamaz o vahşi güruh. ''

'' Gelebilmişler mi ? ''

'' Bir bölümü İzmit'e, Bolu'ya değin ulaşmışlar. Yorgunluktan, hastalıklardan ölüp gitmiş çoğu.''

'' Demek ki Nevşehir'i mesafe kurtarmış. ''

'' Çok doğru. İsmail Habib Sevük de 1930'larda böyle yazmış. Kurucusunu ve koruyucusunu yitiren Nevşehir'i mesafe kurtarmış. Eğer o yağmacı güruh ulaşabilseydi buraya, Kağıthane köşkleri gibi, Boğaz yalıları gibi Nevşehir evleri de tümüyle yokedilebilirdi ve belki de artık Nevşehir olarak değil, Muşkara adıyla bir köy durumuna düşerdi burası. ''

.................

Çetin Bakırel, tarih doktorası yapan öğrencisi Hayrullah Kuzey'i dinlerken Kale'den çevreye bakıyor, zaman zaman boynundaki Zeiss Ikon körüklü fotograf makinasıyla filmler çekiyordu.

Nevşehir kalesine çıkmıştılar.

Güzel bir eylül günü...Havada üzüm kokusu var.

Hayrullah otomobiliyle gezdiriyor doktorasını yöneten rehberi. Bu geziyi sağlaması kolay olmadı. Prof Dr Bakırel '' Bilmediğim bir yer değil '' diyerek gelmek istemiyordu. Durmadan yeni yerler görmek istiyordu çünkü . Bir gün Üsküp'te, bir ay sonra Isfahan'da... Bir gün İşbiliyye'de, başka bir ay Semerkand'da...

Binip otomobile aşağı indiler.

'' Hocam, eski tadı olmasa da size Nevşehir Tava ikram edeceğim.''

'' Peki. Temiz hava acıktırdı. ''

Doktora tezi hakkında hiç bilgi vermiyor Hoca. Acaba okumağa vakit bulabildi mi ? Ne düşünüyor? Eksiği, gediği, fazlalığı var mı ? İnsan konuşur, değil mi ? Yok...

Gıcırdayan tahta merdivenden üst kata çıktılar. Sıcak gün ortasında loş, serin bir tavacı burası. Tek kalmış. Kazançlı değil. Başka da yapan kalmamış. Siparişe bile gerek yok. Biraz sonra geldi iki tava. Bol somunla tadına vara vara yediler. Üstüne helva geldi. Ondan da kırıntı bırakmadılar. Avanos testisinden su doldurup içtiler.

Hayrullah hesabı ödedi. Çıktılar.

'' Şimdi nereye gidiyoruz. ? ''

'' Kaymaklı'ya. Yeraltı Şehri'ne girip gezeceğiz. Bu sıcakta serin, güzel olur içerisi. ''

'' Bence şehir ifadesi yanlış. Geçici bir süre sığınma, konaklama yeri. Fakat alışılmış artık, literatüre geçmiş. Değiştirmek olmaz. Kaymaklı'dan başka nerede var bu sığınma yerleri ? ''

'' Buraya 30 km güneyde Melegübü'de var. Doğala'da, Mazı'da, Genezin'de, Dobada'da, Mucur'da Asmakaradam köyünde. ''

'' Bazı yer adlarını , Cumhuriyet öncesi karşılıklarını kullandın, neden ? Dobada Acıgöl... Genezin Özkonak, Melegübü de Derinkuyu ...''

'' Hocam, ne kadar dikkatlisiniz böyle. Hiçbir sözü kaçırmıyorsunuz. ''

Gülüştüler.

'' Elbette, ansiklopedilere bu yer adlarıyla ilgili maddeleri hocan yazdı. ''

Otomobile bindiler. Gölge bir yer bulma olanağı yoktu. İçerisi fırın gibi ısınmıştı.

'' Aman, bu nasıl sıcak. Nevşehir'de değil de sanki Çukurova'da gibiyiz. ''

Hayrullah Kuzey sürdü otomobilini Niğde yolunda.20 dakika sonra Kaymaklı'ya ulaştılar.

'' Hocam şurda bir meşrubat arzu eder misiniz ? ''

'' Ben kolalı içecekleri sevmem. Kahveye oturup çay içelim. ''

Oturdular çayevinin gölge yerine. Bir kocamış karı yemeni, oyalı başlık satıyordu. Yaklaştı. Elindekileri uzattı Profesöre...

'' Seni tanıdıııım. Söylemene lüzum yok. Sen hocasın. Belli. Hanımına bunları al götür. ''

Profesör ilgilenmedi. Kadın bu kez Hayrullah'a gözlerini dikti.

'' Hocanı tanıdım, amma seni de bi yirlerden gozüm ısırıyo lan. ''

Güldü genç adam.

'' Ben Irmak boyu köylerinden Çerdiğinli Seyfeddin Ağa'nın oğluyum. ''

Kadın miyop gözlerini iri iri açıp baktı. Sonra Profesörün kulağına eğildi, ellerini siper ederek - kimse duymasın diye - bir söz dedi.

Profesör , Hayrullah'a baktı soğuk soğuk... '' Voooo ! ''

O andan sonra film koptu. Yaşlı kadın yabancı gezgin kadınların başlarına sarıyordu elindeki yemenileri, oyaları. Onları kucaklayıp öpüyordu. Sevgisinden mi ? El işi uyduruk öteberileri satıp para kazanacak. Sempatik görünme rolünü iyi oynuyor.

'' Hocam, birden donup kaldınız. Ne dedi bu bunak hatun size ! ''

'' Onemli değil. Hiç havamda değilim. O labirentlere girmek istemiyorum. Dönelim. ''

'' Müstehcen bir ifade kullandı değil mi o dedikoducu karı ! ''

'' ......................... ''

Bindiler otomobile...

Anlamıştı Hayrullah Kuzey. Doktora tezi de sona ermişti. Profesör yürütemeyecekti artık 3 yıldır üzerindeki görevi. Bitmesine az kala...

''Ulan salak, adres verir gibi, ayrıntısıyla açıklamak zorunda mısın o karıya. Al işte ! Bitti artık. Deseydin ya, ben İstanbul'dan geldim. Beni birine benzettin '. ''

Profesör dalgın, kırları seyrediyordu. Nevşehir'de otele bıraktı onu. Gülşehir 'e sürdü otomobilini . Dilinin tutsağı...Bülbülün kafese girmesi dili yüzündenmiş. Evine varıncaya değin ağladı. Kendi kendine bağırdı, çağırdı, rahatlamağa çalıştı...

Akşam, radyodan Profesör Çetin Bakırel'in Kazakistan'da Türkistan Üniversitesi'ne Türk Rektör atandığı açıklandı.

Adres verir gibi, kimliğini açıklaması, babasının adını söylemesi Hayrullah Kuzey'e 3 yıla maloldu.

Ah o dedikodu, mahvettin bir genç adamın kariyer planını...

Yıllar sonra, herşey bitip de Dr unvanı aldığı gün, sorma cesaretini buldu kendinde.

'' Hocam, anımsıyor musunuz, Kaymaklı'da yıprak bir kocakarı size bir şey söylemişti. Ben duymamıştım. Hep merak ettim. Ne dediydi ? ''

'' Boşver yahu ! Geçti gitti. O denli önemli değil. O karı da ölmüş olmalı, yaşlıydı zaten. ''

'' Evet, öldüğünü duydum. Fakat, size söylediği o sözle benim 3 yılımı çaldı da öyle öldü. ''

---------------------------

16 Mart 2026. Ürgüp