NEFSİN SONU YOK! MAKAM, PARA VE ŞÖHRET İNSANI KURTARMAYA YETMEZ…
İnsan nefsine yenildiği zaman, sahip olduğu hiçbir şey ona yetmez. Makamı da olsa, parası da olsa, şöhreti de olsa gözü daha fazlasını ister. İşte insanın en büyük imtihanlarından biri budur: Nefsine hâkim olabilmek!
Bugün yaşanan olaylardan hepimizin çıkaracağı önemli dersler var.
Eski bakan ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya'nın, sermaye piyasası işlemlerine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında 6 Kasım 2026 tarihinde tutuklanması kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
Savcılığın sevk yazısında; Özata Denizcilik (OZATD) hisseleriyle ilgili işlemler, Tera Grubu yöneticileriyle görüşmeler, yatırım hesabı ve hisselerin tasfiye kararından bir gün önce devredilmesi gibi hususlar tutuklama gerekçeleri arasında gösterildi. Bunlar soruşturma dosyasındaki iddialar ve değerlendirmelerdir. Hukuki süreç sonunda gerçekler ortaya çıkacaktır.
Ancak burada üzerinde düşünmemiz gereken çok daha büyük bir mesele var: İnsanın bitmek bilmeyen nefsi!
Makam desen var, para desen var, şöhret desen var. Devletin en üst kademelerinde görev yapmışsın. İmkânların var, çevren var, hizmetinde insanlar var. İnsan daha ne ister?
Ama nefis öyle bir şeydir ki insanın elindekilerle yetinmesine izin vermez. Daha fazlasını ister. Daha fazlasına sahip olmak için insanı yanlış yollara sürükleyebilir. Şeytan da tam bu noktada insanın karşısına çıkar. Haramı helal gibi, yanlışı doğru gibi göstermeye çalışır.
İşte insanın en büyük imtihanı burada başlar.
ESKİ ÂLİMLER NEFSİYLE MÜCADELE EDERDİ
Geçmişte birçok tasavvuf ehli ve âlim, nefsini terbiye etmek için çilehanelere çekilir, dünya meşguliyetlerinden uzaklaşarak ibadet, tefekkür ve nefis muhasebesi yapardı.
Dört duvar arasında, bazen karanlıkta, dünya nimetlerinden uzak durarak kendisini hesaba çekerdi.
Amaç makam kazanmak, zengin olmak veya insanlara üstünlük taslamak değildi. Amaç Allah'a yaklaşmak, nefsin isteklerine hâkim olmak ve kalbi arındırmaktı.
Bugün herkes çilehaneye giremez. Fakat insanın kendisini hesaba çekmesi için mutlaka bir çilehaneye ihtiyacı da yoktur.
Bazen hayatın karşısına çıkardığı ağır imtihanlar, insana kendi gerçeğiyle yüzleşme fırsatı verir.
İnsan dört duvar arasında kaldığında, dışarıdaki alkışların, makamların, korumaların ve gösterişli hayatın ne kadar geçici olduğunu daha iyi anlayabilir.
Cezaevi elbette bir çilehane değildir. Ancak insanın hayatını, tercihlerini ve yaptıklarını sorgulaması gereken ağır bir imtihan olabilir.
HARAMIN SONU HUZUR DEĞİLDİR!
Dinimiz bize çok açık bir ölçü koymuştur: Helal ve haram.
Bir insanın kazandığı para helal değilse, o paranın çokluğu ona gerçek huzuru vermez.
Haksız kazançla yapılan evler,paralar haramla büyütülen servetler, başkasının hakkı yenilerek elde edilen fonlar, makamlar insana ahirette fayda sağlamaz.
Peygamber Efendimizin öğrettiği ahlak bize şunu hatırlatır: Kul hakkı çok ağır bir sorumluluktur.
Allah'ın huzuruna gittiğimizde makamımızı, unvanımızı, servetimizi değil; imanımızı, amellerimizi ve insanların hakkına nasıl davrandığımızı düşünmeliyiz.
Unutmayalım ki haram kazançla elde edilen hiçbir zenginlik, insanın ahiretini kurtarmaz.
BU OLAYDAN HEPİMİZ DERS ÇIKARMALIYIZ
Bugün bir makam sahibi, yarın sıradan bir insan olabilir.
Bugün milyonlara hükmeden, yarın kendi hayatının hesabını vermek zorunda kalabilir.
Bugün kapısında insanlar bekleyen, yarın dört duvar arasında kendi vicdanıyla baş başa kalabilir.
Bunlar yalnızca siyasetçiler için değil, hepimiz için geçerlidir.
Esnaf için de geçerlidir, memur için de geçerlidir, zengin için de geçerlidir, fakir için de…
İnsan ne kadar yükselirse yükselsin, ayağını yere sağlam basmalı; nefsini, vicdanını ve Allah korkusunu hiçbir zaman kaybetmemelidir.
Çünkü dünya hayatı geçicidir. Makamlar el değiştirir, servetler tükenir, şöhretler unutulur.
Geriye insanın yaptıkları kalır.
Rabbim bizleri nefsine yenilenlerden değil, nefsini terbiye edebilenlerden eylesin. Haram kazançtan, kul hakkından, haksızlıktan ve şeytanın tuzaklarından muhafaza etsin inşaAllah.
Unutmayalım: Dünyada her şeyin bir bedeli vardır. Haramın da, haksızlığın da, kul hakkının da hesabı vardır. Önemli olan bu hesabı mahkeme kapısında değil, her gün kendi vicdanımızın karşısında verebilmektir.
Tuncay Dalcı