İNSAN, ÖLENİN ARDINDAN KİME VE NEYE AĞLAR?

Rahmetli Mehmet Seyfi Abinin Ardından…

Bir insanın vefatının ardından dökülen gözyaşları, yalnızca kaybedilen bir canın hüznünü mü taşır? Yoksa o gözyaşlarının ardında yaşayamadıklarımız, yapamadıklarımız, olamadıklarımız ve bazen de ölenin güzel hasletlerine duyduğumuz gıpta mı vardır?

Bu vefat, ölümün insana düşündürdüğü soruları bir kez daha hatırlattı. Her cenaze yalnızca bir insanın dünya yolculuğunun sona erişi değil, geride kalanların kendi hayatlarıyla yüzleşmesine vesile olan sessiz bir muhasebedir.

İnsan bazen ölene değil, onun karşısında olamadığı insana ağlar.

Bir evlat annesini kaybettiğinde yalnızca onun yokluğuna değil, ona yeterince iyi bir evlat olamayışına da ağlar. Ertelediği ziyaretlere, söyleyemediği güzel sözlere, alamadığı hayır dualarına… Babasını kaybeden biri de zamanında gösteremediği vefayı, paylaşamadığı sohbetleri ve kıymetini geç fark ettiği nasihatleri hatırlar.

Bir eş, hayat arkadaşının ardından bazen olamadığı eşliğe ağlar. Esirgediği sevgiye, göstermediği anlayışa, fark edemediği fedakârlıklara, zamanında alamadığı gönle… Bir baba, evladının ardından olamadığı babalığa ağlayabilir: Birlikte geçiremediği zamanlara, dinleyemediği dertlere, gösteremediği şefkate… Bir anne ise evladıyla artık yaşayamayacağı yarınlara, paylaşamayacağı sevinçlere ağlar.

Çünkü ölüm yalnızca bir insanı aramızdan almaz; onunla birlikte yaşanabilecek nice ihtimali, telafi edilebilecek nice eksikliği de alıp götürür.

Fakat her gözyaşını pişmanlıkla açıklayamayız. İnsan bazen hiçbir pişmanlığı olmadığı hâlde yalnızca sevdiği için ağlar. Bazen de ölenin iyiliğine, merhametine, güzel ahlakına ve Allah’a teslimiyetine gıpta ederek ağlar.

Bir insan düşünün: Kimsenin gönlünü kırmamaya gayret etmiş, dara düşenin elinden tutmuş, başkasının derdiyle dertlenmiş, iyiliği gösteriş değil hayat biçimi hâline getirmiş olsun. Böyle birinin ardından dökülen gözyaşlarında yalnızca ayrılığın acısı değil, güzel yaşanmış bir ömre duyulan hayranlık da vardır.

İnsan o zaman ister istemez kendisine sorar: “Ben de böyle güzel bir insan olabildim mi? Ben de gönüllerde hayırlı bir iz bırakabildim mi? Ben de bu kadar sabır, merhamet ve teslimiyet gösterebildim mi?”

Belki de böyle bir ayrılığın en dokunaklı tarafı budur: Ölenin güzel hâllerine duyduğumuz gıpta, kendi hayatımıza dönüp bakmamıza sebep olur. Onun geride bıraktığı iyi hatıralar bizi teselli ederken, kendi eksikliklerimizi de görünür kılar. Bir insanın ardından edilen samimi dua, yaşadığı hayatın başkalarının gönlünde bıraktığı izin sessiz şahididir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), oğlu İbrahim’in vefatında gözyaşı dökmüş ve şöyle buyurmuştur: “Göz yaşarır, kalp üzülür fakat biz Rabbimizin razı olacağı sözlerden başkasını söylemeyiz.” (Buhârî, Cenâiz, 43) Ağlamak zayıflık değil, sevginin ve merhametin tabii bir ifadesidir; fakat acı içinde de kulluk şuurunu korumak gerekir.

Yine Allah Resûlü’nün, “Ölülerinizin iyiliklerini anınız, kötülüklerini zikretmekten kaçınınız.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 49) öğüdü, insanın geride bıraktığı güzel hatıraların değerini hatırlatır. Bazı insanlar toprağa verilir; fakat merhametleri, iyilikleri ve güzel ahlakları yaşamaya devam eder.

İşte ölümün bize yönelttiği daha derin soru şudur: Biz nasıl bir kul olduk?

İnsan bazen bir başkasının cenazesinde olamadığı kulluğuyla da yüzleşir. Ertelediği tövbeleri, ihmal ettiği ibadetleri, yerine getirmediği sorumlulukları, kırdığı gönülleri, yapabilecekken yapmadığı iyilikleri düşünür. Yunus Emre’nin “Bir kez gönül yıktın ise, bu kıldığın namaz değil.” dizeleri de kulluğun güzel ahlaktan ayrı düşünülemeyeceğini hatırlatır.

Allah dostlarından Hasan-ı Basrî’ye nispet edilen “Ey Âdemoğlu! Sen günlerden ibaretsin; bir gün geçtiğinde senin de bir parçan gitmiş olur.” sözü de bize ömrün her gün biraz daha eksildiğini hatırlatır. Ömür azalırken iyiliklerimizin artıp artmadığına bakmak, belki de en gerekli muhasebedir.

Hayat boyunca hep bir yarının olacağına inanırız. Sevgiyi, özrü, iyiliği, gönül almayı, hatta bazen Rabbimize karşı sorumluluklarımızı erteleriz. Oysa ölüm, ertelenen her şeyin bir gün imkânsız hâle gelebileceğini gösterir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), insan öldüğünde amelinin sona ereceğini; ancak sadaka-i câriye, faydalanılan ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat gibi üç amelin sevabının devam edeceğini bildirmiştir. (Müslim, Vasiyye, 14) Demek ki asıl mesele ne kadar yaşadığımız değil, geride ne bıraktığımızdır.

Kimi insan uzun bir ömür yaşar ama ardında kırgınlıklar bırakır. Kimi insanın ömrü ise kısa olur; yine de iyiliğiyle, fedakârlığıyla ve gönüllerde bıraktığı izlerle yaşamaya devam eder. Önemli olan arkamızdan kaç kişinin ağlayacağı değil, neden ağlayacağıdır.

Belki de bütün bu muhasebeden daha önemli bir soru var: Biz bugün hayatta olanların kıymetini ne kadar biliyoruz? Ölenlerin ardından gözyaşı dökerken yaşayanların gönlünü kırmaya devam ediyorsak, ölümün bize verdiği dersi yeterince anlamamışız demektir.

Mezar başında vefadan söz etmek kolaydır; asıl vefa, birlikte yaşadığımız insanlara zamanında gösterebildiğimiz incelikte saklıdır. Ölümden ibret almak, geride kalanların kalbini daha fazla incitmemekle başlar. Bir özür, bir ziyaret, bir güzel söz, bazen yarına ertelenemeyecek kadar değerlidir.

Öyleyse ölüm bize yalnızca ağlamayı değil; daha iyi bir eş, daha şefkatli bir anne baba, daha vefalı bir evlat, daha anlayışlı bir dost ve her şeyden önce daha samimi bir kul olmayı öğretmelidir. Ölenlerin ardından ağlamak insani bir duygudur; yaşayanların kıymetini bilmek ise ahlaki bir sorumluluktur.

Ahirete irtihal eden bütün kardeşlerimize Allah’tan rahmet ve mağfiret diliyorum. Rabbim kusurlarını bağışlasın, makamlarını âli, mekânlarını cennet eylesin. Asıl biz, bu dünyada kalanlara da merhamet dileyelim.

Kalplerimize merhamet, ilişkilerimize anlayış, davranışlarımıza nezaket, gönüllerimize muhabbet; Rabbimize karşı kulluğumuza samimiyet ve itaat nasip olsun. Birbirimizin kıymetini öldükten sonra değil, hayattayken bilelim. Rabbim, gidenlere rahmet, kalanlara merhamet; hepimize güzel bir kulluk ve hayırlı bir son nasip eylesin.

Tuncay Zeyd Sesli

Eğitimci