NEVŞEHİR YÖRESİNDE SUYUN HİKÂYESİ

Bu konu aslında çevre koruma ve insanlarımızın bilinçlendirilmesiyle doğru orantılıdır. Günümüzde damacanalarda satılan sularla ölçülemeyecek kalitede sularımız vardı. Nevşehir bir su cennetiydi. Yöremizde su hususunda bir umarsızlık vardır. Bolca harcayanında, suları kirletenlerin de umurunda değildir. Küresel ısınma ve dünya çapında susuzluk koşarak gelmekte ve insanoğulları ağır bedeller ödemenin arifesindedirler.

Su değirmenlerini araştırdığım günlerde Borus Çayının Sığ denizin tabanı olduğunu da öğreniştim. Pınarlar özellikle Borus çayının doğu cenahındaki toprak yapılardan çıkıyordu. Taban yapı sert olmasa pınarlar yer altında kaybolup giderdi. Karşı Dağ ve Uylu Dağından süzülen sular çaya buralardan katılıyordu. Uyuz pınarı, İç akar, Kanlı göl, Ilıca isim yapmış nispeten büyük pınarlardı. Kanlı göl Nar kasabasının girişindeki vadiden çıkıyordu. Ilıca ise Gülşehir yoluna yakın sanırım suyu Senirin mevkiinden geliyordu. Ilıca sularında akvaryum balığı gibi kaya balıkları vardı. Yine aynı mevkide Meyan bitkisinin( Glycyrrhiza Glabra) yetişmesi beni sevindirmişti. Meyan bitkisi Gülşehir yolundaki Gâvur pınarında da olduğunu başka kişilerden duymuştum.

Borus vadisinin batı cenahında yani Kahveci Dağı tarafında küçük çaplı pınarlara rastlanmasa da Keyşin başka bir deyişle Keşişin suyu varmış. Güçlü ve lezzetli bir su olduğu söylenmektedir. 1924’den evvel bu günkü adı Cumhuriyet Mahallesi olan yerleşkede yer altında ilerleyen Keyşin suyu, belli bir bölgede toprağı çökertir. İki Rum çocuğu bu suya düşüp kaybolurlar. O zamanın insanları koyunyünü ile toprağı karıştırıp suyu kapatırlar. Bu yaşanmış olay suyun hacmini anlatmaya yeterlidir sanırım. Günümüzde bu su kayıptır. Zamanın Belediye Başkanı Yalçın Demir bu suyu tekrar bulmak için ekip bile kurmuştu. Başkanın su hakkındaki diğer çalışması ise Niğde İlinin Çamardı İlçesinden yöremize su getirme projesi vardı. Proje sanırım olmadı. Keyşin suyunda bulunamadı. Efendim su o kadar çokmuş ki başka bir belediye başkanı keyşin suyunu lağıma bağlamıştı.

YEREL SU KAYNAKLARI

Küçük Dağ başka bir deyişle Hızarcı mevkiinden süzülüp gelip, 350 evlerinin altından geçerek Eski Kayseri mevkiinden çıkan bir su vardı. İç Akar diye anılan suyun çıktığı yerde eskiden tabakhane (Deri işlenen işletme) vardı. İç akar yerleşkelerin altından geçerken kirleneceği bir gerçektir. Bu suyu Küçük Dağ mevkiinden çıkartılacak olursa tertemiz bir su kaynağı İçme suyumuza destek olacaktır. Günümüzde aynı yöreden çıkan su ile bir hayırsever Esentepe Mahallesine çeşme yaptırmıştı. Tabi sonradan kapatıldı.

Uyuz pınarı Karşı Dağın silsilesinden çıkan bir sudur. Afat Evleri Mahallesinin ötesinde yerleşkenin içinde akar bir çeşme bulunmaktadır. Halkımız bu sudan günümüzde yararlanmaktadır.

Yuvanni pınarları Borus çayının başlangıcını oluşturmaktadır. Nevşehir Belediyesi Bu yöreden içme suyu elde ediyordu. Kitabımda defalarca bahsettiğim su kaynağı da burasıdır. Zira esas su kaynağımız da burasıdır. Kontrolsüz ve denetimsiz su kullanımı 150.000 yılda oluşmuş fosil su yatağını birkaç on yılda hatırı sayılır bir şekilde azaltmışlardır. Patates yerine suyu harcamayacak ürünlerin bu bölgede tarımı yapılması Misli ovası taban suyuna bir nefes aldıracaktır. Yağışların azaldığı yılları yaşıyoruz. Küresel ısınma koşarak geliyor. Önlem almak zorundayız. Zira Misli ovası köprüden önceki son dönemeci yaşıyor. Birde üstüne üstlük yöremiz çöl statüsüne de alınmışken…

Senirin suları; Çat Kasabasıyla Nevşehir’in arasında bulunan sulak bir bölgedir.

Güzelyurt Mahallesinin tabanında da su bulunmaktadır. Günümüzde bu mahalle apartmanlarla doludur. Zahir, aynı mekân 1960-1970 li yıllarda Nevşehir çöplüğü idi. Çöplüğü oradan kaldırıp, Karatepe mevkiindeki şıkşıkı bayırına götürdüler. Hayrete şayandır ki orada da su varmış. Yöremiz her halde taban suyunu çöple delmede oldukça iddialı olduğunu düşünüyorum.

Çataldere mevkiindeki kapaklı pınarın günümüzde kuruduğunu düşünsek de bu suyu besleyen civar coğrafyaya baktığımızda yer altında suyun bulunduğunu okumak hiç de zor değildir. Senirin su yataklarına yakın bir yerde bulunmaktadır.

Yöremizde böyle bakiye su yatakları bulunduğunu düşünüyorum. Bu bakiye suların tarımda bile kullanılmasına gönlüm razı da değildir. Koskoca su çanağını eriten insan, Küçüksu yataklarını anında tükete bilir. Nevşehir bu suları tüm ışıklar söndüğünde hayatta kalmak için mutlaka kullanacaktır.

Suyu anlatırken, Suyun Nevşehir’deki tasvirini anlatmadan geçemeyeceğim. Çarşı ve mahalle çeşmelerinin bazıları günümüze kadar harap- bitap da olsa gelmeyi başarmışlardır. Birçok çeşme ise tarihin içinde kaybolup gitmiş. Mustafa Dinleyen hocamız bu konuyu etraflıca inceleyip yazmıştı. Çarşı çeşmeleri de kendine münhasır çeşmelerdi. En meşhurlarının “Soğuk çeşme” olduğunu söylerler. Benim ise aklıma takılan Belediye meydanındaki Kurşunlu Camii duvarına yapılan harika kara kepez işlemeli çeşme idi. Cami duvarında rölyef gibi duran, kimseye bir zararı dokunmayan o çeşme niye söküldü bilmiyorum. Keza Osmanlı caddesinin hemen iç tarafında bulunan bir çeşme (Çekiç çeşme) görevliler tarafından yıkılırken komşunun biri işlemeli bu taşı istemiş ve yıkanlar da vermişler. Adam erinmemiş, duvarına iskele kurdurmuş ve o taşı kolay ulaşılamayan duvarına koymuş. Osmanlı Caddesi toki idaresinden, yeniden yapılanmaya girecekse büyük ihtimal o evde yıkılacak. İşlemeli taş kaderinden kaçamayacak. Günümüzde bu çeşmeler kullanılmasa da geçmişlerden bir anı, mahalle peyzajı olarak muhafaza edilmesinin daha iyi olacağına inanıyorum.

O günlerin tasvirine dönecek olursak; Çarşı ağaç ve üzüm asmalarıyla doluymuş. Hani su dedik ya çarşı çeşmelerinden taşan sular, yolun ortasından akan bu kanalları beslermiş. Ağaçları, asmaları ve dahi yanlara stilleşen çiçekleri suya doyururmuş. Nevşehir çarşısı adeta masallardan gelen güzellikler gibiymiş. Mahallelerin görünüşü de çarşıyı ve özleri aratmazmış. Taş evler zaten kendine özel olmasının yanında kapıya yakın mutlaka bir gölgelik ağaç, Bir veya daha fazla evin müstesna yerlerini sarmış asmalar, ekile bilen yerlerin dışında küpeciklerde yetiştirilen renga renk güller. Bir deyişle, masalsı bir şehirmiş. Tevekkeli İsmail Habib Sevük “Yurttan yazılar adlı eserinde 1936-1937 Yıllarında Anadolu muzu anlatırken Nevşehir hakkında; Seyretmek için kurulmuş bir şehirdir. Demesi oldukça yerinde bir tespittir diye düşünüyorum. Üstelik kitabın kaleme alındığı zamanda Nevşehir il değilmiş. O kadar şehir anlatımlarının içinde iki makaleyle temsil edilen şehrimiz bize mutluluklar vermektedir. Nevşehir’e gelen suların kontrolü de suyolcusu kadrolu ehli güven bir kimseye verilirmiş. Mahalle çeşmelerine gelen sular azaldığında sıraya riayet edip halka yardımcı olurmuş. Nevşehir tasvirini su bahsinde anlatmam aslında suyun hayat demek olduğunu ve şehir peyzajında da önemini belirtmek içindir.

Yöremizde suyun varlığının ve bolluğunun en bariz delilleri olarak vadilerin bolluğu ispat etmektedir. Su bolluğu sürecini ise vadilerin meydana geliş süreçlerinde taş yapıların ve yumuşak kayaçların nasıl oyulduğunu görmemiz yetecektir. Günümüzde kurusa da bir zamanlar var olan çayların adları o günler anlatır durur. Örneğin Koca çay günümüzde bir yerleşke adı olsa da, Devlet Hastanesi yakınlarında açtığı derin vadi de bir ev kadar büyük kayayı, Koca çaydan gelen selin oraya yuvarladığı söylenmektedir. Evimiz, Nevşehir Kalesinin eteğinde olduğu için Borus Çayından gelen selleri izlerdik. Efendim ağaçlar mı sökmedi, taksiyi sürükleyerek götürmedi mi? Her yüz yılda gelen bir selden bahsedilir. Selin boyutlarını günümüze uyarlayarak anlatmaya çalışayım. Selin bir ucu Halk Eğitim Merkezinin olduğu yerde, (Bademlik) Diğer ucu ise Nevşehir-Göre yolunda (Susa) olduğunu bilirsek her asırda bir sefer gelen selin aslında bir felaket olduğunu biliriz. Bir de üstelik çay yatağı meyilli olduğu için çayın debisi de çok yüksek olur. 1908-1910 tarihlerinde geldiği söylenen selin yatağında hiçbir ev bulunmuyordu. Günümüzde ise sel yatağı hak getire… Yerleşkelerle doludur. Gereğinden küçük yapılan kanal ağı gelebilecek sel ile ağaç, hezen ve çeşitli maddelerle an içinde tıkana bilir. Sel orada yığılabilir. Debisi yüksek olduğu için nasıl zararlar vere bileceği de bilinmez.

Biraz da kanal ağından bahsetmek isterim. Şehrimize birçok açıdan zarar vere bilecek bir yapısı bulunmaktadır. Kanalın kapalı olan kısımları havasız, loş ve küflü bir yapısı bulunmaktadır. Bu konuyu makale olarak yazarken, içinde en azından bir temizleme traktörünün ve belli yerlerde havalandırmaların ve müdahale noktalarının olması gerektiğini de yazmıştım. Allah korsun fare ve lağım faresi popülâsyonuna uygun gibi duruyor. Ya da bir hastalığa, bir terör olayına uygun gibi duruyor. Bu gibi riskler ve çözümleri ta yapılırken düşünülmesinin daha uygun olacağını düşünmekteyim.

Çaylar kurusa da taban suyunun olduğuna inanmaktayım. Örneğin Borus çayı Göre mezarlığının arkasındaki dönemeçte açığa çıkmış, mekân pek büyük olmasa da güzel bir mesire yeri, gizli bir bahçe görüntüsü vermektedir. Nevşehir sanayisinin arkasında bulunan Çatal dere mevkiinde üzüm bağımız vardı. Ta 1960’lı yıllardan bahsediyorum. Bağ bozumuna gitmiştik. Çaya yakın tek çubuktan iki küfe üzüm dolmuş ve eşek eve sefere yollanmıştı. Bu olay suyun tarımdaki yerini ve önemini anlatmaya yetiyordu.

SULARIN KİRLETİLMEMESİ İÇİN ALINABİLECEK ÖNLEMLER

Suların kirletilmesi, en az susuzluk kadar tehlikelidir. Kirli su temiz suyu da kirletti veriyor. Anadolu yerleşkelerde ve sanayi sitelerindeki atık suları değerlendire biliyor mu? Arıtma yerlerindeki sular acaba ne kadar arıtıla biliyor. Ağır metal gibi madeni kökenli atıkların yanında biyolojik ve kimyasal atıklar nedir, ne olacak konusu da oldukça önemlidir. Okuduğum bir makalede antibiyotik ve doğum kontrol ilaçları barındıran atıkların çok tehlikeli olduğundan bahsediyordu.

Bence esas atık temizliğinin yerinde yapılması, atık hanelerden çıkan suyun en doğal yolla yani bitkiler tarafından elimine edilmesi atık suların ve organik atık çöplerin değerlendirilerek; Hem topluma katma değer sunacağı gibi Küresel ısınma ile de mücadele etmek mümkün olacaktır.

Arıtılan suların Kızıl ırmağa verilmesi tüm Orta Anadolu için riskler taşımaktadır. Zira yol üstünde barajlar bulunmakta ve bu sularla tarım yapılmaktadır. Düşünün Kızıl ırmak civarında bulunan yüzlerce yerleşkeyi, Kayseri, Ankara, Kırıkkale gibi büyük yerleşkeleri ırmak ne yapsın ya hu…

Saz bitkisi; Atık suları elimine edebilecek sağlam bitkilerdir. Oksijen ürete bildiği gibi bitkiden Kaliteli kâğıt elde edilmektedir. Ayrıca; Sunta gibi günümüzde yaygın kullanılan malzemeler yapılmaktadır. Döşemecilik de kullanılmaktadır. Tarımda ve diğer konularda kullanılmayan geniş bir arazide uygulandığında istihdamda sağlaya bilir.

Çin kavağı; Pavolinya ağacı dünyada en hızlı büyüyen ikinci ağaçtır. Kerestesi çok kıymetlidir. Yaprak çapı 90 cm.dir. 4-5 yıl içinde yapılan kesimden sonra büyüme hızı da artmaktadır.

Çınar meşesi; Su ile büyüyüp var olan bir ulu ağaçtır.

Çınar; Çok su isteyen ve herkesin tanıdığı bir ağaçtır. Bu örnekleri çoğalta biliriz.

Tepelerde yapılan ağaçlandırma çalışmalarında da atık sular kullanıla bilmektedir. Güneş enerjisi günümüzde yaygın kullanıldığı için suların nakli zor olmasa gerektir.

Belediyelerimiz böyle bir projeye girmesi tüm Türkiye’de örnek teşkil edeceğinden de eminim.

İÇMECELER VE SICAK SU KAYNAKLARI

Yöremiz sıcak su kaynaklarının en bilineni Kozaklı kaynaklarıdır. Mineralli suların yüksek basınçlarda, yüksek ısılarda olgunlaşarak yeryüzüne çıkmasıyla oluşmaktadır. 1960’lı yıllarda otellerin ve turizmin yaygın olmadığı günlerde bu sular serbest bir şekilde yer altından çıkar ve akardı. Kozaklı ziyaretlerimin birinde Belediye Başkanını ziyaret etmiştim. Kozaklı sularının kaynağını sorduğumda; Devasa Mağaralarda, basınç altında olan, son derece sıcak sulardan bahsetmişti. Bence tam bir cehennem tasviri idi. Hatta bir ara başkan bu suların Nevşehir’in Göre Kasabasından yer altından gelmesiyle oluştuğunu söylemişti.

Göre Kasabasında da sıcak su vardı. Hatta aynı kasabada (Mercimek tepesi yakınları) yeni bir fay hattı oluştuğunu da yazımda belirtmiştim. MTA gelip incelemiş. Günümüzde ne durumda bilmiyorum. Suların böyle ısınması lavlara yakın yerlerden geçtiğini ve bu sayede ısındığını düşündürmektedir.

İçmeceler konusundan bahsedecek olursak; Günümüzde 2000 Evlerin arasında kalan, içmece suyunu daha verimli ve sağlıklı kullanılması için mekâna bir çeşme yapıldığını görmekteyiz. Bu çeşmenin adı çoraktır. Haddinden fazla tuz içerdiğini de biliyorum. Oysa çok uzak olmayan mekânlarda tatlı su sarnıçları bulunmaktadır.

Avanos yolu üzerinde Karaya Vadisinde de içmece bulunmaktadır. Yöre aynı zamanda otantik bir görünüşe de sahiptir. Turizm sektörü bu vadiyi tanıtması, turistlerin ve halkımızın ziyaretlerinin sıklaşacağı anlamına da gelmektedir. Ürgüp’ün bazı vadilerinde kendiliğinden akan ve kırmızı pigmentleri olan pınarcıklar vardır. Daha geçen senelere kadar Acıgöl ilçemizin içme suyu hafif de olsa tuzluydu.

Günümüzde bu topraklar çölleşmeye başladı. Keza Kara tepe mevkiindeki tarlamız sınırlarındaki kaysı ağaçlarının verimi insanın gözünü ve gönlünü doyururdu. Tarlada ise kabak tarımı yapılırdı. Tarlaya bakmaya gittiğimde buğday ekildiğini gördüm. Çıkan ürün ancak bir at arabasıyla getirile bilecek kadar azdı. Efendim suya ne oldu. Tamam, nüfus gelen göçlerin de sayesinde ön görülenden daha da fazla arttı. Su konusu aslında yerel yönetimlerin ve dahi Genel yönetimin yani devletin politikasıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi projelerle çalışması gerektiğini düşünüyorum. Parti ayırmadan söylüyorum. Politikacılarımız en çok laf üretmektedir. Temel yanlışlık buradadır. Amerika Birleşik Devletlerinde hayvancılığın temel taşlarından biri olan bitki aynı zamanda Çölleşme ile savaşacak güçte olan bitkinin makalesini yazmıştım. Namı değer Kudzu bitkisi… Günde; 50-70 Cm boy veren, istilacı ve istenmeyen bitki türlerine yaşam hakkı bile tanımayan bu bitki hakkında mecliste bir öneri, tavsiye veya anlatım var mı? Diye basit bir tarama yaptım. 1970’li yılların başında bir öneride bu bitkiden bahsedilmiş, lakin arkası bile gelmemiş. Sözde bu bitki her tarafı istila ediyormuş. Biz yeşili bulduk da istilası mı kaldı? Kudzu aynı zamanda hatırı sayılır bir yem bitkisi olduğunu da hesaba katmak zorundayız. Yine aynı bu bitki çölleşmekte olan Amerika eyaletlerinden birini kurtarmıştı. Eminim vekillerin çok daha önemli işleri vardı diye düşünüyorum. Efendim, Suyu yeşillik çağırır, suyu su çağırır. Biz üç tarafımız denizlerle, iç tarafımızda komşularımızda olmayan nehirlerle kutsanmışız. Damacana suyu içiyoruz. Ya o da biterse, iş hıngı zıngına gelirde su kıtlığı yaşanırsa neler ola bilecek bilmiyorum. Etraftan okuduğum yazılarda su savaşlarından bahsediyorlar. İnsanoğlu niye böyle? Toplanıp su projeleri yapsalar eminim savaşlarda harcayacakları ve can yakacakları roketler kadar para harcamazlar.

Avanos yolunda o zamanlar Kızıl Tepeler denen, Ürgüp yolunda başlayıp Güzelyurt mahallesi, Koca çay mevkiinden, çakmaklık mevkiine, günümüz Üniversitesinin ilerinde ta taş ocaklarına kadar devam eden tepelerde sarnıçlar vardı. Bağlarına, tarlalarına giden vatandaşlarımız su ihtiyaçlarını buralardan giderirdi.

Büyük su yataklarına bakacak olursak karşımıza Misli Ovası çıkar. Kaymaklı kasabasından Niğde topraklarına kadar devam eden uçsuz bucaksız bir bozkırdır. Öteki ovalarda da birleşip, Anadolu’nun en büyük yüksek ovalarını meydana getirmektedir. Su 5 metreden çıkarmış. Hışır yatakları bu bölgede yaygın bir şekilde olduğu için taban suyu yüzeye çok basit bir şekilde süzmesi nedeniyle, toprağın genelde beyazımsı renginin de katkısı ile sıcak günlerin güneş ışınlarını yansıtmaktadır. Misli melendizlerden ve çevresinde oluşan suların da katkısıyla Yöremizin su çanaklarından birini de oluşturmaktadır. Rezerve doyan su Aşıklı Dağının hemen eteğinde bulunan Yuvvanni pınarlarından yer yüzüne çıkardı. Öteki pınarlarla da birleşerek zamanında çok gür akan Borus Çayını da oluşturmaktaydı. Bu yüzden Misli ovası cennet gibi yem yeşil olurdu. Çocukluğumdan o günleri bilirim. Üzüm asmalarının kökleri 50 metrelere kadar indiğini düşünürsek bağcılığın verimini de anlamış oluruz. Bunun yanında tarımı yapılan buğday ve diğer tahılların verimini de unutmamak gerekir.

Günümüzde su kuyuları, genellikle tek düze yapılan patates tarımı, suyun denetlenmemesi yüzünden, 5 metrelerden çıkan su, 400-45o metrelere indiğini, rant sevdasıyla ponza çıkarılmasıyla da karşılaşınca üzüm asmaları ne yapsın. Kuruyan ve kuma dönüşmüş (Bir çiftçi söylemişti) çölleşmeye durmuş topraklarda buğday ne yapsın. Yukarda bahsetmiştim. Günümüzde Yuvvanni pınarları da kurudu. Bu konuyu bir ziraat Mühendisi ile konuşurken; Bir sivrisinek hastalık taşımıyorsa insana pek zarar veremez. Lakin on bin sivrisinek inan insanı perişan eder. Misli ovasının durumu budur. Demişti. Mühendis şöyle devam etti; Elimden geldiği kadar obruklar hususunda insanları uyarmaya devam ediyorum.

Misli ovasında yapılan yanlış sadece suyun fütursuzca kullanılmasıyla kalmadı. Kimyasal gübrelerin ta 1960’lı yıllardan beridir, artarak artan oranında verilmesi, tek taraflı tarımın yapılması da topraklara zarar vermişti. Kurumlar en azından verilen gübreleri denetleye bilirdi. Bir patates üreticisi ile konuşurken sözü toprağın yapısına getirmiştim. Bana enteresan bir cevabı olmuştu; “ Toprak sıva kumuna dönüşüyor. Gübre ve suyun gücüyle patates yetiştire biliyoruz. Devletin alım garantisi verdiği tarımı yapmak inan bizlerin de işine gelirdi.” Demesi manidardır. Patatesin bir özelliği ise her sene kâr etmemesidir. Krediyle yapılan bu tarım, üreticilerin canını incitmektedir. Patatesin alkol oranı üzümden dahi yüksektir. Derelere döktükleri patatesleri böyle de değerlendire bilirlerdi. Patatesin para etmediği yılın birinde sadece kamyon parasına size patates verelim demişlerdi. Büyük baş hayvan yemi olarak kullanacaktık. Ambarımız olmadığı için çürütürüz, patates çürüğünün kokusu hayatımda tanıdığım en berbat kokular arasındaydı. Kabul etmemiştik.

Yöremizin ikinci su çanağı; Kalaba-Boğazlıyan çanağıdır. Bu su çanağının da tepesinde Darius’un kılıcı sallanmaktadır. Zira buralarda altın madeni çıkartılmaktadır. Kanadalı bir şirketin çıkarttığı siyanürlü atıkları naylon bir yapının üzerinde biriktirdiklerini söylemişlerdi. Erzincan’da böyle bir felaket yaşanmıştı. En azından giden atık suyun akacak bir yeri vardı. Kalaba’da böyle bir durum da yok. Naylon tabakanın bir şekilde yırtılması veya hasar görmesi kimyasal suyun tabana inmesini sağlayacaktır. Bu konu ile ilgili konuşuyorduk. Kanadalılar aynı şartlar dâhilinde bu madeni Kanada da açabiliyorlar mı? Acaba… Demişti. Değerli okuyucu bizim suyla ve doğayla alıp veremediğimizin ne olduğunu merak ediyorum. Bizim de üniversitelerimiz var. Fen fikir insanlarımız var. Kurumlarımız var. Aydın halkımız var. Mücadele de veriyorlar. Karadeniz yayla yolları, Kaz Dağında verilen mücadeleler ve başka yerler… Devletimizin önce doğa, sonra hak demesi gerekmez mi?.

Meyan bitkisi ( Glycyrrhiza Glabra) Akdeniz bitki topluluğuna ait olan bu bitki, geçiş alanları sayesinde, yöremiz bitki topluluğunda (İran-Turan Bitki topluluğu) kendine yer bulmuştur. Suyu ve sıcağı seven bu bitkiden kök şerbeti yapıldığı gibi İçilen kolaların temel katılım ürünlerinden olduğu için aynı zamanda bir ihraç ürünüdür. Sevdiği yerde çoğalır.

Gavur Pınarı; Gülşehir yolunda vadimsi bir yapıya sahip olan arazi parçası

Hezen; Ağaç gövdesi. Taş evlerin tepesini örtmek için kullanılırdı. Ardıç gibi reçineli ağaçları kullanmak daha uygun olsa da, pahalı olduğu için başka ağaçlar sonradan kullanılmaya başlanmıştı. Hezenlerin üstüne çakılan tahtaları çorak toprakla örtülmesi, yağmurlardan sonra veya mevsimsel olarak Dam tuvallağı (Dam yuvarlağı) da denilen kara kepezden yonulan nispeten ağır taşlar çorak toprağı yatıştırırmış.

Çorak; Bitkisi iyi olmayan veya hiç bitki vermeyen, verimli olmayan… Su için acı, Toprak damlara çekilen, su geçirmeyen killi toprak. Bazı toprakların yüzünde beyaz bir katman durumunda toplanan ve eskiden barut yapımında kullanılan potaslı sutlu tuz.