ŞEHİD ADINI DEĞİL EMANETİNİ BIRAKIR.

Şehitlerin adları okunur.
Listeler hazırlanır, kürsüler kurulur, sesler yükselir.
Bir anlık bir hüzün çöker, sonra hayat kaldığı yerden devam eder.
Oysa şehadet, anılmak için değil; taşınmak için bırakılmış bir yüktür.
Şehit, adını değil;
emanetini bırakır.
Susarak bırakır.
Konuşmadan bırakır.
Ve asıl imtihan o anda başlar.
Çünkü şehitlik, ölenin değil;
yaşayanın sırtına yüklenen bir sorumluluktur.
Bugün sorulması gereken soru
Kaç şehidin adını biliyoruz değil;
kaç şehidin yükünü taşıyoruz?
Bir yetimin başını okşamak mı?
Bir mazlumun yanında durmak mı?
Bir haksızlığa sessiz kalmamak mı?
Bir emaneti kirletmemek mi?
Şehitler, alkış istemez.
Şehitler, slogan istemez.
Şehitler, kendileri üzerinden menfaat devşirilmesini hiç istemez.
Bu yüzden şehadet ayları geçer.
Anma günleri biter.
Afişler indirilir.
Ama yük kalır.
O yük;
ahlaktır,
adalettir,
emanete sadakattir,
haksızlık karşısında susmamaktır.
Ve belki de en ağırı şudur:
Şehitleri çok sevenlerin,
onların adını en çok ananların,
bazen yükten en hızlı kaçanlar olması.
Bu bir suçlama değil.
Bu bir aynaya bakma çağrısıdır.
Çünkü şehitler,
kendileri için ağlayanları değil;
onlar için doğru yaşayanları ister.
Adları okunanlar çoktur.
Ama yükü taşınanlar azdır.
Ve belki de bu yüzden,
şehadet hâlâ bu kadar ağır,
bu kadar sarsıcı,
bu kadar hesaplidir.
Çünkü şehit, görevini tamamlamıştır.
Sorumluluk artık
bizdedir.
Çünkü
Şehid adını değil, emanetlerini bırakır.
Kaç şehidin emanetine sahip çıkabildik?