SON CENNET

Nisan gelince güneş tüm görkemi ile kendisini gösterir, tabiat bir halı gibi gözlerimizin önüne seriliverirdi.

Aylarca evde kapalı kalmış olan bizleri tutmak ne mümkündü, kendimizi dışarı atar, orası senin burası benim dolaşır durur, sadece yemek ve yatmak için eve uğrardık.

Dereler canlanır, adeta ruhumuzu okşayan bir sesle akar, kuşların cıvıltısı ile kendimizden geçer, akla gelebilecek her türlü müzipliği yapar, kendi eğlencemizi gene kendimiz bulurduk.

Karlar erimiş, toprak ıslanmış, güneş tüm canlılığı ile tabiatı ısıtır hale gelmişti. Toprak bağrında taşıdığı her şeyi dışarı vermiş, çiğdem, papatya ya da binbir çeşit çiçek, bizlere en muhteşem tabloyu sunmak için birbiri ile yarışırlardı.

Arı vızıltıları, kuş sesleri ortalığı doldurur, adeta bizleri oyuna davet ederdi. Bizler de bu davete icabet eder, onların canlılığını hareket ve neşemiz ile tamamlar, güneşin batmasını, günün bitmesini hiç istemezdik. Hava kararınca istemeye istemeye, tatlı bir yorgunlukla eve döner, yarınki olacakların hayali ile hemen uykuya dalar giderdik.

Sabah erkenden kalkar, kahvaltıyı zor-şer yaptıktan sonra kendimizi dışarı atar, yeni maceralara kanat açar, oyun içinde kendimizi unutur, tam anlamı ile eğlenceye ve oyuna doyardık.

Bunun gibi daha neler neler!

Bu arada okulumuzu ve derslerimizi aksatmaz, ödevlerimizi ve günlük çalışmalarımızı unutmaz, tüm bunları yaptıktan sonra oyunu ve eğlenceyi düşünürdük.

Kimi zaman ucu demirli küçük kazıcılarla çiğdem toplamaya gider, hem toplar, hem de binbir çeşit oyunlar oynar, ne usanır ne de yorulurduk.

Ara sıra birbirimizle takıştığımız da olurdu, ama çok uzatmaz, ufak şeyleri bahane eder, hemen barışırdık.

Para nedir bilmezdik, öyle hazır oyuncaklarımız da yoktu, ama hayallerimiz vardı, onlar bize yeterdi, onların büyüsü ile mutlu olmasını bilirdik.

Evet çocukluğumuzda tüm bunları bizler yaşadık, yokluğa, yoksulluğa ve ilkelliğe rağmen mutlu idik.

Bunlar bizim ‘son cennet’imizdi, bir daha o cennete ulaşamadık, zaman geçti, büyüdük, büyümemizle birlikte o büyülü dünya da bizden uzaklaştı gitti…