İlklerden Eylül

2026’ın ilk yazısı, edebiyatımızdaki ilklerden biri olsun istedim. Edebiyat derslerinden aşinalığımız vardır ilklere. Konuya, karakterlere yabancı değilizdir ama kaçını okumuşuzdur? Kendi adıma konuşayım, hep okumak istediğim ama hep de ertelediğim kitaplar olmuşlardı benim için. Şimdi ise ilkleri tek tek okumak istiyorum. İlkleri okumaya ise 2025’in sonunda Eylül’le başlamış, İntibah’la devamını getiriyorum (şu an okuduğum kitap). Derslerde sıkça haşır neşir olduğum kitapları okumak, değişik hissettirmiyor değil. Şimdi gelelim Eylül’e… Eylül, ilk psikolojik romanı. Mehmet Rauf eseri için “İlk eserim son üstadıma” der. Bunu Halit Ziya Uşaklıgil için der. Zaten Mehmet Rauf, edebiyat dünyasına Halit Ziya sayesinde girmiştir. Ayrıca konu bakımından Eylül’le Aşk-ı Memnu benzerler. Konudan bahsetmişken biraz daha içine girelim… Kitapta olaydan çok ruh halleri ön planda tutuluyor, yani ilk psikolojik roman olmanın hakkını veriyor. Zaten kitabın girişi Süreyya’nın bağ evinde sıkılıp Boğaziçi’ne taşınmak istemesiyle başlıyor. Bu isteğe kayıtsız kalamayan Suad, babasından para istiyor ve Süreyya’nın isteği gerçekleşiyor. Taşınma planları gerçekleşirken Suad ile Süreyya’ya destek, yanlarında olan tek biri vardır, o da Süreyya’nın hala oğlu Necib’dir. Hem taşınmalarına yardım eder hem de taşındıktan sonra sıkça evlerine gider. Bu gidip gelmelerinin sonucunda ise gönlünü Suad’a kaptırır. Suad eğitim görmüş, müziğe ilgisi olan, kitap okuyan biridir. Kocasını seven, yuvasının huzurunu düşünür ama Necib onun düzenini altüst eder. Kitabın adı da buradan gelir. Suad ruh hallerini eylüle benzetir. Onun düzenini, ruh halini bozan Necib’e gelirsek… Beni sinir eden, kitabı okurken durmadan söylenmeme neden olan bir karakter oldu. Necib’in hayatı bomboş desem yeridir. Çalışmayan biridir, iyi bir eğitim almasına rağmen… Ya Beyoğlu’nda takılır ya bağ evine gider ya da (çoğunlukla) Boğaziçi’ndeki Süreyya ile Suad’ın yanında olur. Kitapta en çok Necib’in iç dünyasına inilir. Aslında iyi biridir ama bir açıdan ‘Allah boş duranı sevmez’ sözünün karşılığı gibidir. Düşünceleri çok, eylemi yok diye bu kadar acı çekti bence. Roman okurken kendimi çok kaptırmam aslında (ya da kaptırıyorum da bilmiyorum) ama Necib beni etkileyen bir karakter oldu, iyi anlamda bir etkilenme değil tabii… Şimdi de gelelim önemli bir diğer karakterimize, Süreyya’ya… Süreyya kendi halinde, zevkleriyle meşgul olan bir adamdır. Bu açıdan Süreyya, Suad’ı sever ama ihmal de eder. Tüm kitap boyunca Necib’le Suad’ın ilişkisinin farkında bile olmaz, bu durum kitapta pek inandırıcı durmaz. Öte yandan Necib ve Suad’da olduğu gibi iç dünyasına çokça inilmez, hâkim bakış açısıyla anlatmakla yetinir yazar. Eskiden Suad ile Süreyya karakterlerini karıştırırdım, hangisi erkek ya da kadın diye. Yıllar sonra olayı net bir şekilde çözdüm. Suad kadın, Süreyya erkekmiş. Tam tersi daha uyuyor bence.

2025’te okuduğum son kitap olmuştu Eylül. Bu yazıyı yazarken hem okuduklarımdan hem de ders kitabımdaki bilgilerden faydalandım. Bu yüzden diğer kitap incelemelerimden daha iyi olmuş olabilir. Ayrıca hem yılın ilk yazısını yazmış hem de finallere çalışmış oldum diyerek yazımı sonlandırayım…