Öfke dilini konuşabiliyor musun? Ya da öfkeden başka bir dil?

Dalgalar hep hırçın kayalar hep keskin nasıl kalamazsa insan da aynı duyguyu sürekli taşıyamaz, en azından sağlıklı olarak. Kültürel ögelerin çok fazla anlam taşıdığı düşünülen kapalı toplumlarda insan en çok çevresinden öğrenir bu çevre tabii ki uzak ve yakın çevre olarak ayrılabilir. Fakat ben etkileşim miktarlarının araştırarak öğrenmeden daha yüksek olduğuna dair bir hipotez atacağım ortaya. Peki, bu öğrenmeler toplum içerisinde nasıl aktarıldı? Eskiden insanların daha iyi olduğunu söyleyen insanlarla karşılaşır dururuz. Güller sürgün verirler, sürgün verdikleri yerde köklenir ve kendi renklerini yeni yerlerde gösterirler. Her yaşam bir tür sürgünün ürünü olabileceğine göre şimdinin kötüleri dünün kötülerinin ya sürgünü ya da maruz kalanı. O zaman geçmiş de en az gelecek kadar uzakta ufukta bir nokta olduğundan iyi gözüküyor mudur?

Şimdi iyilik kötülük kısmının öfke için olan kısmına gelirsek, dün kuşdili konuşuyor olsanız bugün başka dil mi konuşurdunuz yoksa kuşdili mi? Nasıl ki yaşantıların aktarılmasında öğrenme etkiliyse konuşmak için de öğrenme etkili. Konuşmak davranışın kendisi olduğuna göre bu konuşmayı besleyen nedir ?

Orta yaşlarda erkek ve kadınların daha sessiz daha az gülen daha az keyifli insanlar olabileceğini gözlemliyor olabilirsiniz, sanırım bunun en büyük sebeplerinden biri yaşantıya o kadar yetişememişler ki hissettikleri duyguların hepsini yarın diyerek ertelerken kendi içlerinde kocaman bir çukur kazıp içine gömdüler. Belki de bu az önemli bir durum gibi görülebilir. Ama toprağın kalıcı olmadığı gerçeği önemliydi.

Hissettikleri onlarca duygu ve yaşantı onlara öğretilen tek kaynaktan yani öfkenin yanardağından patlar. Yakıcı ve yıkıcı hisler ortaya yakıcı ve yıkıcı dili koyar ve sonra da kendi köşesine çekilir ?

Soru şu: Öfkeniz kime benziyor ?

Psikolojik Danışman Rüveyda Gül