ÜLKEMİZDE NASIL PROFESÖR OLUNUR, NASIL GENEL MÜDÜR OLUNUR ?

ÜLKEMİZDE NASIL PROFESÖR OLUNUR,

NASIL GENEL MÜDÜR OLUNUR ?

 

Bakanlığın il örgütünde bir memur.

Dakik, çalışkan, buyrukları iyi getiriyor yerine.

Valinin takdirini kazanmış.

Sanayi ve ticaret odası başkanı beğeniyor.

Müftünün beğendiği mütedeyyin bürokrat.

Bağlı olduğu bakanlıktan yüksek düzeyde bir kişi geldiği zaman, mihmandarlığını iyi yapıyor.

Ve bakanlığa öneriliyor. Genel müdür olması için yollar açık.

Gidip Ankara’ya genel müdür koltuğuna oturuyor.

Hükümetler değişse de, görevden uzaklaştırılsa da artık ona, herkes ‘’sayın genel müdürüm’’ diye seslenecektir.

Emekli olduğu zaman da ülkemiz koşullarına göre en yüksek dereceden ikramiyesini alacak, maaşını çekecektir.

…………………..

Fakülteyi bitirmiş bir devlet görevlisi.

Dalına , branşına göre , verilen üniversite ilanlarını izleyerek bir yerde, uygun bulunursa yüksek lisans 0 master programına kabul edilirse önce dersler izleyecek sonra danışman öğretim üyesinin gözetiminde tezini hazırlayacak ve oluşturulan yarkurul önünde savunacaktır.

Kabul edilirse tezi ‘’ bilim uzmanı ‘’ unvanını kazanacaktır.

Batı dünyasında bunun karşılığı ‘’master’’. Usta demektir.

Demeli artık çırak değildir. Mesleğinde uzmanlığını ispat etmiştir.

Bu unvanı hakedebilmek için kaç yıl gerekir.

2,3,4…Olur ya, bir olumsuzluk doğar, tez benimsenmez, kabul edilmez savunma, birkaç yıl daha da uzayabilir.

Sonra…

Danışman öğretim üyesinin oluruyla, yine verilen ilana göre doktora tezi için başvuru olanağı doğdu diyelim. Ve kazandı da heveslisi. Bu, tam bir ömür törpüsüdür. İnsan bu süre içinde iki kat yaşlanır, kocar.

Önce yazılı kaynak taraması…

Uygulamalı bilimlerde yerey araştırması…

Fotografları, haritaları,  blokdiyagramları, kesitleri, profilleri…

Yazımı…Denetimi…İncelenmesi…Yarkurul oluşturulmasında sorunlar çıkabilir. Tez danışmanı sahip çıkmayabilir kendi elemanına. Bir gelecek görmeyebilir. O durumda işler iyice sarpa sarar.

Olumlu yaklaşalım. Can havliyle, kan ter içinde, ‘’hayat-memat meselesi’’ diyerek tezini savundu ve kabul edildi diyelim.

Dr unvanı alınca muayene açıp para kazanacak değil ya.

Artık doçent adayıdır. Doktor unvanıyla özüne güven duygusu artmıştır.

Birkaç yıl öncesine dek yardımcı doçentlik unvanı vardı. Doğramacı YÖK’ünün icadı olan. O unvanı kazanınca fakültelerde ders verme hakkı kazanılırdı. Bölümlerde bir akademisyenin olması oraya bir saygınlık yaratırdı.

Yardoç olabilmek için de yine çifter çifter basılmış doktora tezi ciltleri, varsa makaleleri istenirdi. Yine yarkurul oluşturulur, beklenir, tüm üyelerin olumlu görüş bildirmeleri üzerine yardoç kadrosunu atama işlemi gerçekleşirdi.

Artık yardoç unvanı yok; kaldırıldı.

Nasıl doçent olunur ülkemizde?

Daha önceleri doçentlik tezi vardı. Bir konuda hazırlanan dosya, yarkurul üyeleri önünde savunulur ve Doç unvanı kazanılırdı.

Günümüzde doçentlik tezi de yok. Onun yerine ‘’bilimsel yayın, makale’’ hazırlama koşulu var.

Yarkurul nasıl oluşturuluyor. Tam bir kargaşa. Kendimizden örnek verelim. DTCF’nin muhterem bir coğrafyacısı  (AK) jüri başkanı oldu iki kez. Diger üyeleri de baskı altına aldı. Elazığ’dan ( HHK ) uçurulan uyduruk haberler sonucu iki kez başarısız sayıldık başvurularımızla.  Yıldırım aynı yere iki kez düşmez. Kör aynı çukura iki kez yuvarlanmaz. Bu benim talihimdi. Bu hoca benim 4 yılımı bunalımlarla geçirmeme neden oldu. Kendisini saygıyla, minnet duygularıyla anıyorum.

Unutamadığım davranışları doçent olma savaşımı verirken gördüm meslektaşlarımdan. Daha yeni Dr unvanı kazandığım zaman HD adlı bir meslekdaşım  doçentliğe başvurduğumda ‘’ Ne demek doçentlik, biz seni 10 yıldır prof biliyoruz , ‘’ deme inceliğini gösterdi. Aynı meslekdaş, 5 sayfalık makaleme 7 sayfalık yazanak yazma sabrını göstererek unutulmaz bir iz bıraktı yaşamımda. Ve Erzurum’dan bir arkadaşla haber göndererek gönlümü almağa çalıştı. ‘’ Biz aslında olumlu idik, fakat jüri başkanı bastırdı, ona uyduk.’’ Bastırmış. Prof beyler, AK sizin akademik unvanınızı elinizden mi alacaktı. Neden dürüstçe çıkıp da karşı koyamadınız.

AT adlı bir başka jüri üyesi de kitaplarım için, makalelerim için A4 kağıdın yarısına bir yazanak döktürüp beni ‘’doçent olamaz’’ kişi olarak ilan etti.

Bir gerçek de ortaya çıkıyor. Jüri üyeleri iki yazanak hazırlıyorlar. Olumlu ve olumsuz. Bunları ceketlerinin cebinde tutuyorlar. Eğilim ne yöndeyse zarfı ona göre çıkarıp ortaya koyuyorlar.

Bu, Bizans entrikasıdır. Ülkemizde akademik unvan kazanmanın perişanlığını, pejmürdeliğini, ilkelliğini, kokuşmuşluğunu  ortaya koyan sayısız örnekten yalnız birisidir.

Olumlu sonuçlandı diyelim doçent unvanı alma savaşımı. Rahatlık mı olacak? Hayır. Fakat özgüven duygusu yükselir kişide. Hazırladığınız dosyaları yayınevlerine gönderince, ilgi artabilir ve onların kitaplaşması kolaylaşır.

Doçent artık prof adayıdır. Anglo sakson ülkelerindeki karşılığı Associated Prof.  Ve doçent, doşent Germanik bir unvan olarak Avrupa’da Alman-Avusturya-İsviçre, Azerbaycan  üniversitelerinde ve 1933’den beri  (  Darülfünunda müderris muavini ) bizde vardır.

Prof olabilmek için 5 yıl gerekir. Bu süre içinde düzenli olarak ders vereceksiniz, öğrenci daima kitap sıkıntısı içindedir. Verdiğiniz derslerin kitaplarını hazırlayacaksınız. Sempozyum ve kolokyumlara katılıp bildiri sunacaksınız. Rektörlük makamının, Dekanlığın tüm buyruklarını yapacaksınız.

Prof oldunuz diyelim. Emekli oluncaya dek yine haftada 8,10,14 saat dersiniz olur. Yeterli öğretim elemanı olmaması durumunda bu saatler daha da artar.

Süre ? Prof unvanı kazanmak en az 16-20 yıl gerektiriyor. Bunalımlarla dolu yıllar…

……………………..

Sorun şuradadır.

Bir yıl genel müdür olarak devlet hizmetinde olan bir memur, nasıl oluyor da 10 yıl prof unvanıyla üniversiteden emekli bir öğretim üyesinden daha yüksek dereceden emekli ikramiyesi ve aylığı alabiliyor.

Genel müdür olmak için doktora yapma koşulu var mıdır?

Doçent olmak gerekir mi   ?

Bir kitap yazması istenir mi?

Bir bilimsel araştırma yayınlaması  umlur mu ?

Prof olma zorunluluğu var mıdır ?

Bir aylık dinlence süresi bir genel müdür için 2 ya da 3 ay da olabilir. Yüksek harcırahlı yurt dışı gezileri de sözkonusudur.Adı daima inceleme gezisi.

Öğretmenevleri kimler için planlandı, kullanılıyor.

General Hasan Sağlam’ın Türk öğretmenine armağanı. Bir dönem aylığımızdan kesinti yapılırdı. Bir yılda bir hafta , yaptığımız bir yurt gezisinde, kalamazdık. Güya biz yaşatıyoruz maddi gücümüzle. Fakat bir genel müdür yurt içinde bir inceleme gezisine çıksın da, cebinden para vererek ailecek otelde kalsın. Düşünülemez bile. İllerde vali yardımcıları, turistik ilçelerde kaymakamlar seferber olurlar sayın genel müdürü rahat ettirmek için. Mihmandarlıklarıyla tam puvan almak için. Biz araştırma gezilerimizde gözlemişizdir. Vali onayıyla futbol takımı kalır, ilerigelen bir ailenin düğününe katılanlar kalır da bir öğretim üyesi kalamaz.

Olayın maddi yönünü, Genel müdür emeklisi- profesör emeklisi karşılaştırmasında  soralım.

Bu düzenlemeyi kim, kimler yaptı?

Neye göre yaptı ?

Uygulamada aksamalar da olmakta, peki, neden bir düzeltme, düzenleme, emekli prof lehine bir iyileştirme düşünülmüyor.

Hükümette prof dr unvanı taşıyan, seçilmiş ya da atanmış bakanlar var. Onların umurunda değil bu durum. Çünkü, kaç yerden aylık gelirleri var.

Olan, bizler gibi bordro mahkumlarına oluyor.

…………………………….

Yaşam pahalılığı yakıp kavuruyor emekliyi…

Emekli prof da ‘’hariç’’ değil bundan.

45 yıllık eğitmenlik yaşamımızın 38 yılını iki üniversitede ( Fırat ve Dicle ) geçirmişiz. Bir genel müdür kadar rahat geçiremiyoruz emekliliğimizi.

Gençliğimiz, olgunluk yaşlarımız toz duman içinde geçip gitmiş, nice nice tehditlerle karşılaşmışız, meslekdaş kıskançlıkları, anlayış yoksunu rektörler, art niyetli dekanlar, çocuğumuz yaşta öğrencilerden duyduğumuz aşağılama sözleri… Yine de papaza kızıp oruç bozmamışız, görevimizi temiz duygularla, hoşgörüyle yapmışız ; tehditlere boyun eğmemişiz .

Sonuç !

Budur ol hikayet, ol kara sevda.

23 Nisan 23. Diyarbakır