BULMACA HASTALIĞI 

Ben, beni bildim bileli bulmacaya düşkünüm.

Bu hastalık bende, öğretmen amcamın köye getirdiği ... gazetesindeki boş karelerin içine bazı kelimeleri yazarken gördüğümde başladı, bir daha da peşimi bırakmadı.

Envai çeşit her türlü bulmaca ile uğraşmışımdır. Ticaret Lisesi'nde okurken elime geçen gazetelerin bulmacalarını hiç affetmez, çözmeye çalışırdım.

Öğretmenliğimin ilk yıllarında 'Rubik'in Küpü' kabusunu yaşadım, bu kâbus aylarca sürecek, küpü çözmeyi başardıktan sonra sona erecek, rahat bir nefes alacak, 'Oh be dünya varmış!' diyecektim.

Çengel, kare, sarmal, rakam ve harf yerleştirme vb. gibi bulmacalar hayatımın bir parçası olacaktı, adeta.

"Hocam biraz abartmıyor musunuz?"  diyecekler olabilir, ancak bunlar beni tanımayanlardır.

En son Japonya'dan dünyaya yayılmaya başlayan 'kare karalamaca' bulmacasına takıldım.

Bu öyle bir bulmaca ki, ancak matematik, mantık, estetik bakış, değerlendirme ve yorum yapabilerek çözülür. Bununla da aylarca, hatta yıllarca uğraştım.

Diyelim gece uyku tutmadı, hemen daha önce çözemediğim bir problemi düşünür onu çözmeye çalışırken dalar giderim.

Ben buyum!

Aman ha, bulmaca demeyin bana...