FAKİR BAYKURT’LA BİR SAAT

Yücel ağabeyim avukat , Sosyal Sigortalar Kurumu’nda daire başkanı.

Fakir Baykurt bir gün ziyaretine gelmiş. Sigorta, emeklilik işlemleri için.

‘’ Benim kardeşim Emrullah, tüm öykülerinizi, romanlarınızı okudu. Cumhuriyet’te günbölük yayımlanırken de okurdu. Kitaplığında en çok sizin eserleriniz var.  Pek sever sizi. Bilmediği yok,’’ demiş.

Yazarımız mutlu olmuş.

‘’ Ankara’ya bir geldiğinde uğrasın da, görüşelim,’’ demiş.

Öyle ha deyince gitmek kolay mı? 1980 öncesinin  bunalımlı günleri. Bombalar patlıyor, gösterilerde kan dökülüyor. Tüm ülke tedirgin.

Ürgüp Lisesi’nde öğretmenim. Bir ara tatilde gitme olanağı buldum Ankara’ya. Otobüsten indim, ağabeyime uğradım.

’ Fakir Baykurt bugün Kızılırmak Sineması’nda konuşacak. İstersen git, görüş,’’ dedi.

Pek yakın. Yürüdüm. Bir eğitimciler kongresi. Göz gezdirdim. İşte orada. Kitaplarındaki resimlerinden biliyorum. İlk görüşüm bu. Yanına vardım. Selam verdim. Ünü yurdu aşmış, dünya çapında yazarımız ayağa kalktı. Kucaklaştık. Yeşil güzel, yörük gözleri ışıltılı.

‘’ Demek Yücel’ in kardeşisin. İyi, güzel ! Hoş geldin bakalım. ‘’

Bir yandan kürsüdeki konuşanı dinliyor. Bir yandan bana sorular soruyor. Aynı anda ikisini birden yapıyor; zeki adam. Hemen, adımla seslenmeğe başlıyor, içten.  

‘’ İlk okuduğun romanım hangisi? ‘’

‘’ Yılanların Öcü.’’

‘’ Nerede geçiyor konusu ? ‘’

‘’ Burdur Akçaköy’de. Adını değiştirmişsiniz siz onu Karataş olarak anıyorsunuz.’’

Gülümsedi. Anladım ki, kitaplarını gerçekten okuyup okumadığımı öğrenmek istiyor, beni sınaktan geçiriyor.

‘’ Yayla  ? ‘’

‘’ Toros yükseltileri, yörükler…Burdur, Isparta, arkeolojik kazılar…’’

‘’ Öykülerimden neleri biliyorsun ?’’

‘’ Anadolu Garajı…Efendilik Savaşı…Binlerce Kağnı…Kale Kale…İlk olarak bir sahaftan aldığım Çilli, Karın Ağrısı, Cüce…’’

‘’ O öykülerden en çok beğendiğin, seni etkileyen hangisi oldu.’’

‘’ Yağmur duası…Sosyal bilgiler dersimde öğrencilerime de okudum. Beğenen de oldu. Tepki gösteren de.’’

‘’ Evet, elbet, olağandır.’’

Bu arada kürsüde konuşan eğitimciye sataşanlar oluyor, eleştirenler var. Divan başkanı ortalığı yatıştırıyor. Yazarımız Fakir beni sınamayı sürdürüyor.

‘’ Köygöçüren hakkında ne diyeceksin  ? ‘’

‘’En çok etkilendiğim, dönüp dönüp okuduğum roman. Köylünün elinden toprağını al, Demokrat Parti’li  kodamanlara dağıt, yeraltı suyu çıkar. Devlet-halk ilişkileri insanın yüreğini burkuyor.’’

Acı acı gülümsedi.

‘’ Nerede geçiyor konusu ? ‘’

‘’ Konya, Çumra, düzlük yerler, tuzlu, çölümsü bozkır alanları.’’

‘’ Kaplumbağalar ? ‘’

‘’ Tozak Kırı’nı kuzeye götürüp Çankırı’daymış gibi anlatıyorsunuz. Romanın geçtiği yer Ankara, Kalecik İlçesinin Elmapınarı Köyü.’’

’ Bravo !  Ağabeyin coğrafyacı olduğunu söylemişti. Romanlarımı ders çalışır gibi, sınava girecekmiş gibi okumuşsun. Aferin ! ‘’

‘’ Elbette abartmalar da var bu romanda. Hiçbir köyde, kentli teknisyenlere yemek verilirken gençlerin üzerine sini kurulmaz.’’

‘’ Evet, haklısın. Bu küçük, kısa olayı bana itiraz olarak anlatan başka okurlarım da çıktı.’’

Zaman zaman salonda gürültüler artıyor. Eleştiriler yoğun…Acaba yazarımızın vaktini mi alıyorum. Hayır, o denli rahat ki. Sonra anlıyorum ki, tat alıyor söyleşimizden.

‘’Romanlarımı yazmadan önce, planlarken bir coğrafyacının eserlerinden çok yararlanırım. Tanıyor musun O’nu ?’’

‘’ Hüseyin Saraçoğlu.’’ der demez irkiliyor. Gözleri ıslak.

‘’ Vallahi bravo…Emrullah, sen Fakir Baykurt uzmanı olmuşsun. Benle ilgili yüksek lisans mı yaptın, nedir ! ’’

‘’ Saraçoğlu Hüseyin Bey,  Maarif Vekaleti’nin Fransa’ya gönderdiği bir coğrafya öğretmeni. Lyon Üniversitesi’nde okumuş. 1940’larda öyle eğitimli bir insanın ülkeye dönünce hemen doçent olarak üniversiteye atanması beklenir. Hasan Ali Yücel önermiş de, fakat O, Antalya Lisesi’nde öğretmenliği yeğlemiş;  25 yıl görev yapmış. Yaz dinlencelerinde yurdu gezmiş, incelemiş, o yokluk, yoksunluk yıllarında fotoğraflar çekmiş, haritalar çizmiş.  3 cilt tuğla kalınlığında kitabını keşke başta coğrafya, sosyal bilgiler eğitmenleri olmak üzere tüm aydınlar okusa. O eserlerin önsözleri de olağanüstü güzeldir, yol göstericidir.’’

‘’Peki…Saraçoğlu denilince en çok üzüldüğün olay nedir? ‘’

‘’1950 sonrasında ilgi azalmış yurt incelemelerine.Yedi coğrafi bölgemizin dosyaları hazırmış. Fakat yalnız üçü yayımlanabilmış. Ne yazık ki, adlarının başında Ord.  olan, Prof. Dr.  olan  büyük coğrafya bilginleri basit bulmuşlar, değersiz göstermişler yazanaklarında ve yayımlanmasını önlemişler. Kıskançlık işte.’’

‘’ Bekir Turgut Eliçin’i tanır mısın ? ‘’

‘’ Babamın arkadaşı, meslekdaşı. Kayseri Zincidere Köy Muallim Mektebi çıkışlı. Şimdi adı Özkonak olan Genezin kasabasının ünlü bir ailesi. Kızı Gül, Nevşehir Lisesi’nde bizden bir sınıf öndeydi. Pek güzel bir kızdı. Gül renkli peleriniyle yürürken tüm esnaf kapı önüne çıkar, seyrederdi. Lisemizin gülüydü. ’’

İlgiyle dinliyordu. Gülümsedi.

‘’ Bir yayınevi bana dosyasını verdi. Genezin Muhtarı. Yayınevi danışmanları genelde bir taslağı baştan, ortadan, sondan okurlar, yayımlansın mı, yayımlanmasın mı, görüş bildirirler. Tamamdır. Okumağa başladım. Öyle sürükleyici ki, tek bir sözcüğünü atlamadan tümünü okudum ve yayınevine geri verdim. Adını bu arada değiştirdim. ONLAR SAVAŞIRKEN yaptım. Ölüm kalım savaşına giden erlerimizin geride bıraktığı hanımları, çocukları kimlerin saldırısı altında acı çekiyor,aç kalıyor; daha önce hiç okumamıştım burada anlatıldığı gibi. Derinden etkilendim ve o dosya Onlar Savaşırken adıyla kitaplaştı.’’

‘’ Kerimin Oğlu adlı bir anımsı öykü, öykümsü anı kitabı daha var.’’

‘’ Bak, ben onu bilmiyordum. Not alıyorum. Aratır, bulur, okurum.’’

‘’ Bekir Turgut Bey’in ağabeyi Emin Türk Eliçin de iyi bir eğitmen, derlemeciydi. Yüzlerce sözcük derleyip Genezin köyünden, Türk Dil Kurumu’na bildirdi.’’

‘’ O’nun Tarih Boyunca İlerilik Gerilik Kavgası kitabı var. Okudun mu? ‘’

‘’ Evet. Önsözünü Aziz Nesin Yazmış. Güzeldir. Eşim bana onu 1972’de doğum günü armağanı olarak vermişti.’’

Divan Başkanı adını duyurdu Fakir Baykurt’un. Vaktim olsaydı dinlerdim. Fakat, arkadaşım Sosyal Antropolog Oğuz Aktan ile buluşma saati gelmişti. Ayağa kalktı yazarımız. Kürsüye doğru yürürken kısaca anlattım. Kucaklaştık. Vedalaştık. Duygusallaştım; gözlerim yaşardı.

Bu, Fakir Baykurt ile ilk ve son görüşmem oldu.

12 Eylül ’ün ayak sesleri duyuluyordu. Zeki insan. Biliyordu başına gelecekleri. 12 Mart sonrasında yaşadığı acıların yinelenmesini istemiyordu. Batı Almanya’ya, Düisburg’a gitti. Orada Belediye’de ‘’educator’’ oldu. Eğitim danışmanı, kılavuz.

Almanya gurbetinde yaşarken, ben ülkemden ona ak-kara fotoğraflar, gezdiğim yerlerden çektiğim renkli diyapozitif filmler de gönderiyordum. Cumhuriyet’te Mustafa Ekmekçi, adresini yazmıştı Ankara Mektubu köşesindeki bir yazısında.

( Ailesi koruyor mudur Yazarımızın arşivini ? O fotoğraflar, slaytlar       1970’lerin,80’lerin,90’ların Türkiyesi’nin görünümleriydi. Yitip gitmese bari. )

Büyük yazarımızı asla unutmuyoruz. O bizim öğretmenimizdi. Hala bizi eğitmeyi sürdürüyor. Eserleri her an elimizin altında, okuyoruz.

Erken gidişine en çok yandığım yazarlarımızdan biridir FAKİR BAYKURT.

…………………….

16 Nisan 2023

Diyarbakır