SIĞINAK ARARKEN SIĞINAK OLMAYI UNUTTUK!

Tuncay Zeyd Sesli | Eğitimci

İnsan yalnızca ekmekle doymaz, yalnızca bilgiyle güçlenmez, yalnızca maddi imkânlarla huzura kavuşmaz. İnsanın anlaşılmaya, sevilmeye, değer görmeye ve güven duymaya da ihtiyacı vardır. Bazen bütün imkânlara sahip olduğu hâlde kendisini yorgun ve eksik hissetmesinin sebebi budur. Çünkü insanın kalbi, sahip oldukları kadar kurabildiği gönül bağlarıyla da ayakta durur.

Bugün pek çok insanın ortak bir arayışı var: Kendisine iyi gelecek bir insan bulmak. Yargılanmadan konuşabileceği, yorulduğunda yanında susabileceği, derdini anlattığında küçümsenmeyeceği bir gönül arıyor. Herkes anlaşılmak, dinlenmek, korunmak istiyor. Peki, aynı insanlar başkalarının yanında ne kadar güven veriyor?

İşte asıl soru burada başlıyor: Sığınak ararken, başkalarına sığınak olmayı mı unuttuk?

İletişim araçlarımız çoğaldı; fakat gönülden kurduğumuz temas azaldı. Birbirimizin fotoğraflarını görüyoruz ama yüzündeki kederi fark etmiyoruz. Mesajlara cevap yetiştiriyoruz ama içten gelen bir "Nasılsın?" sorusuna zaman ayıramıyoruz. Aynı evde yaşayıp birbirinin yükünü bilmeyen aile fertleri, aynı sınıfta olup arkadaşının gözyaşını görmeyen öğrenciler, aynı iş yerinde çalışıp birbirinin derdinden habersiz kalan insanlar var. Kalabalıklar içinde eksilen şey, çoğu zaman insanın insana gösterdiği dikkattir.

Güven duygusu küçük davranışlarla büyür, küçük ihmallerle zedelenir. Bir çocuğun sözünü sürekli kesmek, yaşlı birinin tekrar ettiği hatırayı sabırsızlıkla karşılamak, derdini açan dostun sözünü hemen kendi hikâyemize çevirmek… Bunların her biri karşı tarafa farkında olmadan "Burada bana yer yok." mesajı verebilir. Oysa bazen en büyük iyilik, karşımızdakine kendisi olarak var olabileceği bir alan açmaktır. İnsan, her konuda aynı düşünmediği birinin yanında da güvende hissedebilmelidir. Çünkü gerçek yakınlık, sürekli haklı çıkmakta değil, birbirinin haysiyetini koruyabilmektedir.

Psikiyatrist Prof. Dr. Kemal Sayar'ın "İnsan insana şifa ve sığınaktır." sözü, bu ihtiyacı ne güzel anlatır. Şifa olmak her zaman büyük bir fedakârlık gerektirmez. Bazen sözünü kesmeden dinlemek, bazen hatasını herkesin önünde yüzüne vurmamak, bazen "Yanındayım." diyebilmek yeterlidir. İnsan, yalnızca sıkıntısını çözen kişiyi değil, sıkıntısıyla birlikte kendisini kabul eden kişiyi de unutmaz.

Kur'an-ı Kerim, insan ilişkilerini yalnızca bir arada yaşamakla sınırlamaz; merhamet, kardeşlik ve sorumluluk üzerine kurar. "Müminler ancak kardeştirler." (Hucurât, 49/10) buyurulur. Kardeşlik, sadece sevinçleri paylaşmak değildir; bir başkasının acısını da önemsemektir. Kendi hayatımızı düzenlemeye çalışırken başkalarının hayatına dokunmayı ihmal ediyorsak bu çağrının üzerinde yeniden düşünmeliyiz.

Siyer tarihine baktığımızda bunun en güzel örneklerinden birini Medine'de görürüz. Hicret eden muhacirler, yurtlarını ve imkânlarını geride bırakmışlardı. Ensar ise evlerini, sofralarını ve gönüllerini onlara açtı. Sadece ihtiyaç gidermediler; güven ve aidiyet duygusu da verdiler. Kur'an, onların bu inceliğini, "Kendileri ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler." (Haşr, 59/9) ifadesiyle över.

Demek ki gerçek zenginlik, yalnızca elimizdekilerin çokluğu değil, o imkânlarla kimin hayatını kolaylaştırdığımızdır.

Peygamber Efendimizin hayatında da insanı incitmemek, anlamaya çalışmak ve ona değer vermek belirgin bir ahlaktır. Kur'an, onun insanlara karşı yumuşak davranışını hatırlatarak, "Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, etrafından dağılıp giderlerdi." (Âl-i İmrân, 3/159) buyurur.

Dikkat edelim: İnsanları bir arada tutan, yalnızca doğru söz söylemek değildir; o doğruyu merhametle söyleyebilmektir. Bazen haklı olduğumuz bir konuda seçtiğimiz kırıcı üslup, kurmaya çalıştığımız bütün köprüleri yıkabilir.

Rivayetlerde Resûlullah'ın, kuşuyla oynayan küçük bir çocuğa ilgi gösterdiği ve ona kuşunu sorduğu anlatılır. Bir çocuğun küçük görülebilecek dünyasına böylesine dikkat kesilmek, merhametin ne kadar incelikli bir davranış olduğunu gösterir. Biz ise bazen evimizin içindeki en yakınlarımızın üzüntüsünü "Büyüyünce geçer." diyerek küçümsüyoruz. Oysa yetişkin için önemsiz görünen bir mesele, çocuk için koca bir dünya olabilir. İnsanlara sığınak olmanın ilk şartı, onların duygularını kendi ölçümüzle değil, onların yaşadığı ağırlıkla değerlendirebilmektir.

Burada kendimize dürüstçe sormamız gereken sorular var:

Evimizdekiler bizim yanımızda huzur buluyor mu? Çocuğumuz bir hata yaptığında ilk olarak bize gelebiliyor mu? Eşimiz yorgunluğunu korkmadan anlatabiliyor mu? Bir dostumuz düştüğünde onu sorguya mı çekiyoruz, yoksa önce elinden mi tutuyoruz? Öğrencimiz başarısız olduğunda yalnızca notunu mu görüyoruz, yoksa taşıdığı görünmez yükleri de fark ediyor muyuz?

Elbette sığınak olmak, herkesin bütün problemlerini üstlenmek veya kendimizi tüketmek değildir. İnsan bazen sınır koyarak, gerektiğinde yardım isteyerek de iyilik yapar. Mesele, karşımızdakinin acısına kayıtsız kalmamaktır. Bir insanı gerçekten dinlemek, her söylediğini onaylamak anlamına gelmez. Güven vermek, doğruyu terk etmek değil, doğruyu söylerken gönül kırmamayı gözetmektir.

İnanan insan bilir ki asıl sığınak Allah'tır. Ancak Allah'a yönelmek, kullarına karşı duyarsız kalmayı gerektirmez. Aksine dua eden bir dilin, merhamet gösteren bir elle tamamlanması gerekir. Bazen bir insanın duasına verilen cevap, kapısını çalan bir dostun ilgisinde, uzanan bir yardım elinde, incitmeden söylenen birkaç cümlede kendisini hissettirir.

Belki de çağımızın en büyük çelişkilerinden biri şudur: Herkes kendisini anlayacak birini bekliyor; ama çok azımız bir başkasını anlamak için duruyor. Herkes güven arıyor; ancak güven veren bir insan olmak için aynı gayreti göstermiyor. Oysa bazen aradığımız huzur, bir başkasının hayatına kattığımız huzurun içinde saklıdır.

Bugün birine yalnızca "Bana ne verebilir?" diye değil, "Ben onun hayatını nasıl kolaylaştırabilirim?" diye bakalım. Evde daha sabırlı, okulda daha dikkatli, sokakta daha merhametli olalım. Bir insanın kalbinde korku değil, güven bırakalım. Çünkü insanın insana verebileceği en kıymetli hediyelerden biri, yanında kendisini emniyette hissettirmektir.

Unutmayalım: Sığınak aramak insan olmanın ihtiyacıdır; sığınak olabilmek ise insanlığımızın imtihanıdır.

Belki de dünyayı değiştirmeye, önce bir insanın yanında kendisini yalnız hissetmemesini sağlayarak başlamalıyız.