HİÇ AKLINIZA GELDİ Mİ, BUGÜN GÜNLERDEN NE?

BELKİ BU DEFA BİZ ONLARIN KAPISINI ÇALMALIYIZ…

Bazı özel günleri hemen hatırlarız. Öğretmenler Günü geldiğinde okullar ziyaret edilir. Öğretmenlerimizin kapısı çalınır, emekleri için teşekkür edilir. Polis Haftası'nda emniyet teşkilatımız, sağlık çalışanlarının özel günlerinde hastanelerimiz ziyaret edilir.

Peki bugün? Hiç aklınıza geldi mi, bugün günlerden ne? Bugünlerde Camiler ve Din Görevlileri Haftası'nı idrak ediyoruz.

Ve belki üzerinde düşünmemiz gereken küçük ama anlamlı bir terslik var: Din görevlilerimizin haftasında da çoğu zaman ziyaret eden yine din görevlilerimiz oluyor.

Müftülüklerimiz ve din görevlilerimiz heyetler oluşturuyor; valilikleri, kaymakamlıkları, belediyeleri ve kurumları ziyaret ederek haftalarını anlatıyorlar. Yani kendi haftalarında dahi kapısı çalınan değil, kapı çalan taraf olabiliyorlar.

Belki bu defa biz onların kapısını çalmalıyız…

Bir valimiz, kaymakamımız veya belediye başkanımız bir camiye uğrasa… Kurum yöneticilerimiz, siyasi parti ve sivil toplum temsilcilerimiz görev başındaki bir imamı, müezzini veya Kur'an kursu öğreticisini ziyaret edip; “Hocam, bugün biz sizi ziyarete geldik. Haftanız mübarek olsun. Hizmetiniz için teşekkür ediyoruz.” dese…

Bunun için büyük törenlere, pahalı hediyelere ihtiyaç yok. Bir selam… Bir çay… Bir hâl hatır… İçten söylenmiş bir “Allah razı olsun.” Bazen yıllarca yapılan sessiz bir hizmetin en güzel karşılığı, hatırlandığını bilmektir.

CAMİYE VE İMAMA BİR DE İHTİYAÇ DUYDUĞUMUZ ANLARDAN BAKALIM

Camiye ve din görevlilerine dair zaman zaman oluşan bazı önyargıları bir kenara bırakalım ve meseleyi hayatın içinden düşünelim. Çünkü imam, hayatımıza sadece namaz vakitlerinde giren insan değildir.

Bir yakınımızı kaybettiğimizde… Acımızın en ağır olduğu anda cenazemizin başında onu ararız.

Çocuğumuz dünyaya geldiğinde… Kulağına ezan okunsun, güzel bir dua edilsin isteriz.

Evladımız yuva kurduğunda… Mutluluğumuza duasıyla ortak olmasını isteriz.

Hastalandığımızda… Bazen bir ziyaretin, bazen bir duanın, bazen de birkaç teselli cümlesinin ne kadar kıymetli olduğunu o zaman anlarız.

Ailemiz sıkıntıya düştüğünde… Kimi zaman kimseye anlatamadığımız meseleyi mahallemizin hocasıyla paylaşırız.

Bir gencimiz yolunu kaybetmeye başladığında… Onu yargılamadan dinleyecek, elinden tutacak güvenilir bir büyüğe ihtiyaç duyarız.

Bir yaşlımız yalnız kaldığında… Belki de gün içerisinde kendisine hâlini hatırını soran birkaç kişiden biri camideki hocasıdır.

Bir afet yaşandığında… Camiler kimi zaman buluşmanın, yardımlaşmanın ve dayanışmanın adreslerinden biri hâline gelir.

İşte bu yüzden imamı yalnızca mihrapta, camiyi de yalnızca dört duvar arasında değerlendirmek eksik kalır.

Cami bazen mahallenin görünmeyen sosyal merkezidir

Bizim medeniyetimizde cami yalnızca namaz kılınan bir bina değildir. Çocuk orada Kur'an'la tanışır. Genç orada kendisini dinleyecek bir büyüğünü bulabilir. Yaşlı orada yalnızlığını unutur. İhtiyaç sahibinden orada haberdar olunur. Küsler bazen orada barışır. Bir mahalle cenazede orada omuz omuza gelir. Bayram sabahında zengin-fakir, genç-yaşlı aynı safta orada buluşur.

Ve bütün bunların merkezinde çoğu zaman sessizce görev yapan bir din görevlisi vardır. Sabah ezanından önce caminin ışığını yakan… Bayram günü kendi ailesinden önce cemaatini karşılayan… Cenaze haberi geldiğinde programını değiştiren… Bir öğrencinin derdini dinleyen… Bir ihtiyaç sahibini hayır sahibiyle buluşturmaya çalışan… Üstelik bunların büyük kısmını kameralardan ve alkışlardan uzakta yapan bir insan…

Elbette her meslekte olduğu gibi din görevlileri arasında da eksikler, hatalar olabilir. Ancak birkaç olumsuz örnek üzerinden binlerce insanın yıllardır sessizce yaptığı hizmeti görmezden gelmek de hakkaniyetli değildir.

Camiye her gün gitmeyebiliriz. İmamımızla her gün görüşmeyebiliriz. Ama bir gün mutlaka o kapıya ihtiyaç duyabiliriz.

Bazı kapılar vardır; her gün çalmazsınız ama ihtiyaç duyduğunuzda açık olmasını istersiniz.

Cami böyle bir kapıdır. Din görevlilerimiz de yıllardır o kapının başında duran insanlardır.

MÜLKÎ AMİRLERİMİZE VE YÖNETİCİLERİMİZE KÜÇÜK BİR RİCAMIZ VAR

Camiler ve Din Görevlileri Haftası'nın yalnızca müftülüklerimizin program düzenlediği, din görevlilerimizin makamları ziyaret ettiği bir hafta olarak kalmaması ne güzel olur.

Valiliklerimizin, kaymakamlıklarımızın, belediyelerimizin ve kamu kurumlarımızın da tıpkı Öğretmenler Günü'nde okullarımızı ziyaret ettikleri gibi bu hafta camilerimizi ve din görevlilerimizi ziyaret etmeleri güzel bir geleneğin başlangıcı olabilir. Siyasi parti temsilcilerimiz ve sivil toplum kuruluşlarımız da bu vefaya ortak olabilir.

Çünkü mesele protokol değil. Mesele vefa…

Yıllarca insanların cenazesinde, düğününde, hastalığında, sevincinde ve sıkıntısında yanında bulunan insanların yılda bir kez de bizim tarafımızdan ziyaret edilmesi çok görülmemeli.

Bu yıl küçük bir değişiklik yapalım: Din görevlilerimiz makamlarımızın kapısını çalmadan, biz onların kapısını çalalım.

Bir camiye uğrayalım. İmamımızın elini sıkalım. Müezzinimize teşekkür edelim. Kur'an kursu öğreticilerimizin hâlini hatırını soralım.

Çünkü bazen makamdan camiye atılan birkaç adım, gönüllerde yıllarca unutulmayacak bir vefa hatırasına dönüşür.

Bugün onları unutmayalım. Ve kendimize şu soruyu soralım:

“İhtiyaç duyduğumuzda kapısını çaldığımız insanların, özel günlerinde neden biz kapılarını çalmayalım?”

Belki bu defa biz onların kapısını çalmalıyız…

Tuncay Sesli
Eğitimci – Yazar