UNUTMAYALIM, HER KAZANIM BİZİ BÜYÜTMEZ!

Telefonumuzun şarjı yüzde bire düşünce telaşlanıyoruz. Hafızası dolunca gereksiz dosyaları siliyoruz. Peki, vicdanımızın sesi kısıldığında, zihnimiz korku ve menfaat hesaplarıyla dolduğunda neden aynı telaşı yaşamıyoruz?

Bir mesajımıza cevap gelmediğinde üzülüyoruz; bir fotoğrafımız beğenilmediğinde değersiz hissedebiliyoruz. Fakat gözümüzün önünde bir haksızlık yaşanırken aynı hassasiyeti her zaman göstermiyoruz. Dışarıdan eksiksiz görünen hayatımızda, içeriden neler eksiliyor?

İnsan bazen işini kaybetmemek için susar, makamını korumak için yanlışa göz yumar, çevresinden dışlanmamak için vicdanına ters düşen davranışlara katılır. Sonra da “Bir şey kaybetmedim.” diye düşünür. Oysa insan, bazen kaybetmemek uğruna kendisini kaybeder.

İyi bir okul, güzel bir meslek, huzurlu bir aile, helal kazanç ve saygın bir hayat istemek doğaldır. Ancak bu hedeflerin arasında daha önemli bir soruyu unutabiliyoruz: “Ben nasıl bir insan olmak istiyorum?”

Çünkü hedef ile gaye aynı şey değildir. Hedef, ulaşmak istediğimiz yeri; gaye ise oraya neden gitmek istediğimizi gösterir. Bir doktorun başarısı yalnızca unvanında değil, hafiflettiği acıdadır. Bir öğretmenin emeği yalnızca sınav sonuçlarında değil, yetiştirdiği insanın karakterinde anlam bulur. Bir iş insanının kazancı, çevresine taşıdığı adalet ve iyilikle değer kazanır. Hedefler yolumuzu çizer; gaye, o yolun niçin yürünmeye değer olduğunu anlatır.

Ne var ki bazen başkalarının takdirini kazanırken kendi saygımızı kaybediyoruz. Kabul görmek, sevilmek ve ait hissetmek istiyoruz. Bu insani ihtiyaçlar uğruna önce küçük bir yanlışı görmezden geliyor, sonra kendimize bahaneler üretiyoruz: “Herkes böyle yapıyor.” “Şartlar bunu gerektiriyor.” “Ben tek başıma neyi değiştirebilirim?”

İnsan bir gün ansızın şahsiyetini yitirmez. Bugün sustuğu haksızlığa yarın alışır; dün rahatsız olduğu yanlışı bir süre sonra normal görür. Şahsiyetin en sessiz kaybı işte burada başlar. Çünkü şahsiyet, rahat günlerde savunduğumuz sözlerden çok, zor günlerde vazgeçmediğimiz değerlerde ortaya çıkar.

Elbette hayat kolay değildir. Geçim sıkıntısı, hastalık, yalnızlık, başarısızlık ve kaybetme korkusu insanı yorabilir. Ancak bugün gözümüzde büyüyen birçok sıkıntı zamanla geride kalır. Makamlar değişir, fırsatlar tükenir, alkışlar diner. Geriye, o günlerde nasıl bir insan olduğumuz kalır.

Bir haksızlık karşısında nerede durduk? Bir mazlumun sesini duyduk mu? Menfaatimizle vicdanımız karşı karşıya geldiğinde hangisini seçtik? Belki de en zor imtihan, sıkıntının kendisi değildir. Asıl zor olan, geçici sıkıntılar uğruna vazgeçtiğimiz değerlerin hesabını verebilmektir.

Kur’an-ı Kerim bu gerçeği şöyle hatırlatır: “O gün ne mal fayda verir ne de evlat. Ancak Allah’a temiz bir kalple gelenler başka.” (Şuarâ, 88-89) Bu ayet, insanın neye sahip olduğundan önce Allah’ın huzuruna nasıl bir kalple çıkacağını düşünmeye davet eder.

Öyleyse hayatın gayesi yalnızca kendimizi güvenceye almak olamaz. Bir yetimin yüzünü güldürmek, bir öğrencinin önünü açmak, bir insanın hakkını savunmak, ailemize huzur vermek, bulunduğumuz yere iyilik taşımak da hayatın asli sorumluluklarıdır. İyilik, çoğu zaman büyük imkânlarla değil, küçük ama samimi tercihlerle başlar.

Gelecek nesillere sadece “Hangi mesleği seçeceksin?” diye sormak yetmez. “Bilgini, gücünü ve kazancını kimin yararına kullanacaksın?” diye de sormalıyız. Çünkü toplumun geleceğini yalnızca başarılı insanlar değil, başarısını adalet, merhamet ve sorumlulukla anlamlı kılan insanlar inşa eder.

Kur’an’da, “İnsan için ancak çalıştığı vardır.” (Necm, 39) buyrulur. Bu yüzden yalnızca ne kadar çalıştığımızı değil, ne uğruna çalıştığımızı ve yol boyunca hangi değerleri koruduğumuzu da sorgulamalıyız.

Bir gün ekranlarımız kararacak, unvanlarımızın ve biriktirdiklerimizin hükmü kalmayacak. O gün geriye şu sorular kalacak: Kimin hakkını koruduk? Kime umut olduk? Neyi kazanmak için neyimizden vazgeçtik?

Belki bugün kendimize sormamız gereken en sarsıcı soru şudur: “Kaybetmemek için sustuğum hangi hakikat, yarın en büyük pişmanlığım olacak?”

Unutmayalım: Her kazanım bizi büyütmez. Bazen insan, her şeyi kazandığını düşünürken kendisinden eksilir. Asıl başarı; imkânlar değişse de imanını, vicdanını ve şahsiyetini koruyabilmektir.

Tuncay Zeyd Sesli

Eğitimci