DİDİM RÜYASI ... HUKUK, ADALET

'' Müjde ! Davayı kazandık. ''

.........................

Melikşah Alp 1970 yılında Çukur beldesinde öğretmenliğe başladı.

Didim'in adı yeni yeni duyuluyordu.

Akıllı bir karar aldı. Kayserili tanınmış bir inşaat firması arsa satıyordu.

Felahiye'den bindi otobüse gitti. Peşinatı ödedi.

Tüm bir hayat geçer mi Çukur'da. Adını Özvatan yapsan da.

Melikşah o gün gururlandı. Şirket sahibi büroya pide getirtmişti, birlikte yemiştiler öğlen yemeğini. Yanında Erciyes yaylasından şirketin sığırlarından elde edilen yoğurt. Ve ayrılırken küçük bir armağan. Zarif bir kutu içnde şirketin amblemiyle 50 gramlık pastırma.

Melikşah yıllar, yıllar, yıllar boyunca Sarıoğlan, Yahyalı, Bünyan, Yeşilhisar köylerinde çalıştı. Hiç aksatmadı ödemeleri. Şirket ne istediyse, boğazından kesti ; tutumluydu, gönderdi.

İçkisi, sigarası yok. Ayda bir kez Milli Piyango bileti alır. Son rakamına göre bile çıkmaz.

1970 yılında oğlu Tuğrul doğdu.

Hesapladı ki, Didim'deki arsaya 20, 25 yıl sonra ev yapılabilir, belki oğlu da o sırada evlenir, yeni aileye yuva olur.

Ah umut, ah !

Bir ayağı Kayseri merkezde.

Görüyor, duyuyor, büyük sanayi tesisleri yapıyor o şirket.

Fabrikalar kuruyor o şirket.

Üzerine HES kurmadıkları ırmak, çay kalmamış bölgede.

Meslekdaşları gülüyor.

'' Yahu Melikşah, ne iyimser adamsın sen ! '' diyorlar.

Soruşturuyor. Didim'de arsasını teslim alan var mı, üzerine ev yaptıran var mı ?

....................

Bir Kayseri yolculuğunda bakıyor ki, şirket '' Tasfiye halinde''.

Bir öğretmen arkadaşının oğlu Kıbrıs'ta okuyup avukat olmuş, yazıhanesine gidip soruyor.

Genç avukat sevinçle karşılıyor babasının arkadaşını.

'' Melikşah amca sen hiç merak etme. Güvenilir limandayız. ''

'' Nasıl? Yiğenim, şirket batmış. ''

'' Sen şimdi notere git, vekaletname çıkar. Sonrasını bana bırak. ''

İçtiği çayı yarım bıraktı.

Noterde aynı şirketten arsa almış (!) mağdurlarla karşılaştı.

Hiç bilmiyordu noter parasının bu denli yüksek olduğunu.

Hiç hesapta olmayan bir masraf işte.

'' Bu nasıl devlet, bir emekli öğretmen nasıl bu kadar kolay aldatılıyor. Hükümet yok mu ? ''

Bir polis ters ters baktı.

'' Zabıt tutarım haa ! ''

Öfke baldan tatlıymış.

'' Tutarsan tut ulan, benim canım yanmış. ''

'' Ulan haa. Tamam, Savcılıktan celp kağıdı gelince görürsün. ''
Meslekdaşları sakinleştirdi. Kayseri'nin temmuz sıcağında susamıştı. Beşte bir litre suya 2o TL verdi. Canı daha da yandı.

........................

'' Şimdi Melikşah amca, şirkete ödediğin, havale ettiğin paraların makbuzları, dekontları yaında mı ?

'' Yiğenim sen ne diyorsun. 1970'den bu yana 56 yıl geçmiş. Ne makbuzu, kalır mı . Kayıt kuyut. ''

'' İşimiz zor. ''

'' Göreyim seni. ''

'' Avukatlık bedeli de seni zorlayabilir. ''

'' Ne kadar ? ''

'' Baronun belirlediği bedel 1 milyon TL. ''

'' Aman yiğenim, sen ne diyon yav ! ''

'' 1970'lerde ödediğin paraların bugünkü karşılığını hesaplatmak için muhasebecilerden belge almak gerekir. Örneğin 1970'de ayda 100 TL ödedin ? O yıl altının gramı kaç TL idi? ''

'' Ne biliyim ben yav ! Elektronik hafıza mı var bende ? ''

'' Hesaplatırız. O muhasebe bürosu da havagazıyla yaşamıyor. Bir inceleme yapacaklar, emeklerinin karşılığını isterler. ''

'' Bedesten'de kuyumculara sorsak. ''

'' Adliye onu geçerli saymaz. ''

'' İlla bizi soyacaklar yani. ''

'' Şimdiii, 6 milyon üzerinden dava açsak.''

'' Ne altısı ! 1o milyon en azından.''

'' Ona göre Adliye'ye bir yüzde yatırman gerekir. Talep yükseldikçe harç da yükselir. ''

'' Battım ben, battım. ''

Ter içinde kalmıştı...Erciyesin doruğundaki buzullar ayna gibi parlıyor. Sakinleşmeğe çalıştı.

Dilekçeler yazıldı. Vekaletname dosyaya kondu. Adliye'ye harç yatırıldı. Yeni lise mezunu bir kız, sekreter yardım ediyordu.

Genç avukatın ilk işi...

.......................

Melikşah öğretmen bus bus bunalarak bir yaz mevsimini geçirdi Özvatan'da.

Telefonuna hep , gelecek iletiyi, muştuyu bekledi.

Acaba kazanabilecek miydi ?

Gözünde canlanıyordu. 6 milyon TL ile Kayseri'nin varoşlarında briketten basit bir daire alabilirdi. Tramvay yakından geçsin de; razı.

Sonunda beklediği haber geldi.

'' Melikşah amca, davayı kazandık. ''

Sevincinden gözleri yaşardı. Hanımından utanmasa ağlayacak.

Otobüse bindi, Kayseri...Genç avukatın bürosu...

O da ne ? Bir durgunluk...Bir mağlubiyet havası...Odada ağır bir ihanet kokusu var sanki.

Deneyimli eğitimci Melikşah Alp anlamaz mı olup biteni. Ortada bir utku, bir zafer yok.

Avukat anlatıyor: '' Şirket öyle tek mek değil, avukat ordusuyla karşımıza geçti. Öyle bir saldırdılar ki. Hepsi de etli, semiz, besili. Cübbelerinin içine sığmıyorlar. ''

'' Sonra, sonra ! ''

'' Amca, meğer senin gibi tam 379 kişi mahkemeye başvurmuş. Şirket konkordato ilan etmiş. Yine de mağdur olmamanız için bir ödeme yapmayı kabul ettirdik. ''

''Ne kadar, ne kadar ? ''

'' Altı bin TL. ''
Kendini tutmasa düşüp ölebilirdi eğitim emekçisi yaşlı adam.

Sekreter kız su getirdi.

'' Sonuçta, mahkeme masrafları, avukatlık bedeli 66 bin TL tuttu. Sen babamın arkadaşısın. Bunları iki taksitte ödeyebileceksin. ''

Melikşah Alp o avukatlık bürosunun olduğu gökdelenden nasıl çıktı, kim yardım etti de Özvatan otobüsüne bindirdi. Kasabaya nasıl geldi; evini nasıl buldu ? Hiç anımsamıyor.

Koca eğitimci Melikşah Alp yatalak artık. İnmeli. Hanımının müşfik ilgisine muhtaç.

Şirket mi ? Eski sahipleri yeni bir ortaklıkla Mersin, Silifke, Taşucu, Anamur'da arsa pazarlıyor. En çok rağbet gösterenler de öğretmenler...

Şirket baraj yapıyor. Oluşan gölün kıyılarındaki tarlaları ucuz mu ucuz fiyatla satın alıyor, meyve bahçesine dönüştürüyor, sonra kuyumcuların villa yapmaları için satıyor.

Genç avukat deneyim kazandı. Davaları kazanamasa da herkes birbirini mahkemeye verdiği için işleri yoğun. Hiç müşterisiz kalmıyor.

Bu arada, oğul Tuğrul'un yaşı 56 oldu. Kıbrıs'ta bir üniversitede yazman.Emekliliğine 4 yıl var.

Didim rüyası bitti. Acıyla.

------------------

10 Ekim 2026.