DUÇE'NİN EMRİNİ ŞİMDİ SÖYLE
Kont Graziani, İtalya'nın Ankara Sefiridir.
Cumhurbaşkanı Mareşal Atatürk'ten bir randevu ister.
Ebedi Şef, Önder Atatürk, Alman sefaretine olduğu kadar İtalyan sefaretine de soğuk davranmaktadır.
Almanya'nın Avusturya'yı ve Çekoslovakya'yı; İtalya'nın Libya'yı, Somali'yi ve Habeşistan'ı işgalini asla kabul etmemiş ve değişik vesilelerle sefirlerin yüzüne vurmuştur hoşnutsuzluğunu.
Kont Graziani randevu talebinin neden geç kabul edildiğini anlayacak kadar zekidir.
Fakat İl Duçe Benito Mussolini, sefire ardarda buyruklar göndermektedir.

Kont Graziani'nin isteği kabul edilir. Sefarethanenin lüks Fiat otomobili, Faşist İtalyan bayrağını dalgalandırarak Çankaya Köşküne giden yokuşu tırmanır.
Atatürk, sefiri gayet rahat giysiler içinde karşılar. Gülümsemektedir.
Dışişler Bakanlığı'nın görevlendirdiği bir yazman da hazır beklemektedir.
Atatürk, sefire Fransız diliyle seslenir.. Alışılagelmiş sağlık esenlik sözleri karşılıklı söylenir.
'' Ekselanları ile bir sonraki sefer, İtalyan dili ile görüşme arzumu dile getirmek isterim. ''
Atatürk gülümser. Fransızca konuşmağa devam eder.
Yazman her sözü kayıt altına almaktadır.
Kont Graziani birden ciddileşir.
'' Mussolini Hazretleri Antalya Limanını, Likya, Karya,Halikarnas arazisini İtalyan Devleti adına talep etmektedir. Bu mıntıkalardan Türk Silahlı Kuvvetleri çekilmelidir. ''
Atatürk artık gülümsememektediir. Birden ciddileşir.
'' Sefir hazretleri bana 5 dakika müsaade ederler mi ? ''
Salonda yalnız kalır İtalyan diplomat.
5 dakika sonra Atatürk salona girer.

Mareşal üniformasını giymiştir. Siperli şapkasında altın ayyıldız göz kamaştırmaktadır. Yakasında iki yıldız Başkumandanlık simgesidir. Apoletleri göz kamaştırır, dikkat çeker. Göğsünde İstiklal Madalyası, belinde kemer ve tabanca...Pantolonu jilet gibi ütülü. Ayaklarında pırıp pırıl çizmeler...
Ellili yaşlardaki Başbuğ bu görünüşüyle otuzunda, kırkında gibidir. TBMM Reisi ve TBMM Orduları Başkumandanı olduğu dönemdeki gibi canlı, enerjik, sakin, dinamik...
Kont Graziani şaşkınlıktan ayağa kalkmış, lalüebkem kesilmiş, hipnotize olmuş gibi, donup kalmıştır.
Atatürk çelik mavisi gözlerini diplomata diker ve emreder :
'' Duçenizin sözlerini şimdi tekrar edin muhterem sefir hazretleri ! ''
Diplomatın başı döner ve koltuğa yığılır kalır.
Yazman kalkar, sağlık görevlilerine haber vermek için salondan çıkar.
Biraz sonra Köşk'ün tabibi, iki yardımcı hekim, bir sedye ile içeri girerler ve İtalyan diplomatı alıp götürürler. Biraz sonra cankurtaranın siren sesi duyulur.
'' Ahmak, meczup Duçe...Neymiş, Sevr Antlaşmasıyla benim Antalyam, Teke Yarımadam, benim Menteşe Beyliğim İtalyan İşgal bölgesinde kalıyormuş. Biz Sevr'i süngülerimizle tarihin çöplüğüne gönderdik, yırtıp attık. Mussolini adlı sahtekar , kaldı ki, Lozan Sulh Müzakerelerinde İtalyan delegesiydi. Artık Sevr yok, Lozan var. Bu cahil güruh tarihten de bihaber. ''
Sinirlenmiştir Yüce Başbuğ. Sarayın mutfağından getirilen limonatayı içerek sakinleşir.
Hala üzerinde mareşal üniforması vardır.
Çankaya Cumhurbaşkanlığı Köşkü tanıktır bu olaya.
------------------
1 Ekim 2026. Ürgüp